7 gün 24 saat dünya futbolunu konuşuyoruz!

Tüm dünya genelindeki spor karşılaşmaları hakkında görüşlerini bildiren uzmanlardan oluşan bir ekibimiz var.

  • James Eastham size Amerika kıtasından en güncel ve en önemli haberleri sunuyor.

    LATİN AMERİKA FUTBOLU

    River Plate takımı, galibiyet yüzü görülmeyen yedi maçın ardından teknik direktörü Angel Cappa'nın görevine son verdi. Arjantin'in en başarılı kulübü için bu gerçekten kabul edilemeyecek bir seridir.

    Bu değişiklik kararı, birinci lige yeni yükselen All Boys takımı karşısında alınan 1-0'lık mağlubiyetin arkasından verildi. Bu sonuçla River takımı Apertura 2010 sezonunun 13. haftası oynanmasına rağmen 10. sıraya geriledi. Cappa yönetiminde 13 maçın yalnızca dördünü kazanabildiler ve deneyimli oyuncu Juan Sebastian Veron'un büyük katkılarıyla liderliğini sürdüren Estudiantes takımının 12 puan gerisinde bulunuyorlar.

    Rivers’ın bu 20 takımlı ligde orta sıralardaki bu rahat konumu ilk bakışta takımın ligden düşme tehlikesinde bulunmadığını gösteriyor. Ancak, Arjantin'de ligden düşürülme kararı üç sezona göre verilmektedir. River’ın bu sezonki performansı şu ana kadar çok düşük.

    Cappa ise şu açıklamada bulunmuştur: “Sözleşmem 38 maç içindi. Bu karar için erken olduğunu düşünüyorum. Görevde olduğum 18 maçta [Cappa takımın başına Nisan ayında gelmiştir], puanların yüzde 50'sini topladık. Bu kötü bir performans değil. Hiçbir zaman istifa etmeyi düşünmedim. Kovulacağımı beklemiyordum, ancak bu benim için tamamen sürpriz oldu da diyemeyeceğim.”

    Cappa'nın görevden alınması kararını veren kulübün başkanı ve eski River teknik direktörü Daniel Passarella'dır. Bir sonraki teknik direktör yalnızca bir yıl içerisinde River’ın dördüncü teknik direktörü olacaktır. Bu kadar ani değişiklikler, hemen sonuç alınması yönündeki büyük baskıların teknik direktör istikrarsızlığını getirdiği Arjantin'de oldukça yaygındır. Ayrılırken yaptığı konuşmada Cappa şu ifadeyi kullanmıştır: “Çalışacak zaman olmadığından standart gittikçe daha da kötüleşiyor.”

    Cappa yerine düşünülen ilk aday takıma 1994 ve 2000 sezonlarında şampiyonluk kupasını kazandıran eski River teknik direktörü Americo Gallego'dur. Ayrıca, geçen hafta Şili milli takımı teknik direktörlüğü görevinden ayrılan Marcelo Bielsa da adaylar arasında. 55 yaşındaki teknik direktör Arjantin Liginde son olarak 1998 sezonunda Velez Sarsfield takımını çalıştırmıştır. Ardından, Arjantin milli takımı Espanyol'u çalıştırmış (1998 - 2004) ve ardından büyük umutlarla Şili milli takımının başına getirilmiştir. Taktik becerileri nedeniyle herkesçe saygı gören bu başarılı teknik direktörü Arjantin'in en büyük kulüplerinden birinin başında görmek gerçekten harika olurdu.

    Bielsa birkaç hafta daha beklerse ülkesinin iki en büyük futbol kulübü arasında tercih yapabilecek konuma gelebilir. River'dan daha kötü bir performans sergileyen birkaç takımdan biri ezeli rakipleri Boca Juniors takımıdır. Puan cetvelinde River'ın bir puan altında 13. sırada yer alınıyor. Teknik direktör Claudio Borghi altı ay önce göreve getirildiğinden bu yana kulüpte başarı göstermekte zorlanıyor.

    1986 Dünya Kupasını kaldıran takımda da görev alan Arjantin milli takımı eski golcüsü, Argentinos Juniors takımına geçen Mayıs ayında 25 yıldan sonra ilk şampiyonluğunu kazandırarak ülkedeki en saygın genç teknik direktörlerden biri haline gelmiştir. Ancak, 46 yaşındaki teknik direktör Boca takımına transfer olduktan sonra tüm sihrini kaybetmiş gözüküyor. Boca son olarak geçen hafta teknik direktörünün eski kulübü Argentinos Juniors'a karşı kaybetti. Her geçen hafta teknik direktörlük görevinde kalma ihtimali biraz daha azalıyor.

    Her iki takımın bir sonraki maçı kiminle? İki takım haftaya birbirlerine karşı oynayacak. River Plate ve Boca Juniors takımları 16 Kasım tarihinde “süper derbide” karşı karşıya gelecek. Takımı haftaya oynanacak maçta Cappa'nın öğrencilerini yenmeyi başaramazsa, River'ın genç teknik direktörü Juan Jose Lopez göreve getirilecek. Borghi büyük ihtimalle önümüzdeki yedi günü başkanın onu bir hafta daha görevde tutması için dua ederek geçirecek. Ezeli rakipleri River'a karşı galibiyet dışında bir sonuç alınması durumunda çok büyük ihtimalle kapı önüne konacaktır.

    Apertura 2010 Şampiyonluğu bahis oranları her iki takım için de şimdiye kadar hiç bu kadar düşük olmamıştı. Estudiantes takımı için 19/20 oranı verilirken, ikinci sıradaki Velez Sarsfield takımı için 6/5 oranı veriliyor. Bu iki takımı, 14/1 gibi büyük bir farkla Arsenal De Sarandi takımı takip ediyor, Colon takımının şampiyonluk oranı ise 150/1. River Plate mi, Boca Juniors mu? Tahmin etmesi neredeyse imkansız.

  • Jesse Fink Asya muhabirimiz, size Asya futbolundan haberler sunuyor.

    ASYA FUTBOLU

    Seongnam Ilhwa Chunma takımının uzun boylu kaptanı Sasa Ognenovski'nin Avustralya'nın Mısır'a 17 Kasım tarihinde Uluslararası Kahire Stadyumu'nda oynanılacak dostluk maçı kadrosuna çağrılması 2010 Asya futbolunda göze çarpan başarı hikayelerinden biridir.

    Oysa ki 31 yaşındaki tecrübeli oyuncunun özellikle, 2009 yılında Avustralya'nın Asya Kupası elemelerine katılma hakkını kaybettiği Endonezya maçından sonra eski teknik direktör Pim Verbeek'in neden kadroda yer vermediğini açıklamak üzere oyuncunun cep telefonuna sesli mesaj bırakması, ancak Ognenovski'nin teknik direktörüne geri dönmemesi üzerine takımdan aforoz edilmesinin ardından bir daha milli formayı giyemeyeceği düşünülmekteydi.

    Verbeek çok öfkelendi ve Ognenovski de Avustralya rüyasının sona erdiğini düşünerek Makedonya'ya göz kırpmaya başladı. Ancak, bunların hiçbiri gerçekleşmedi ve olayın ardından iki yıl geçtikten sonra, eski teknik direktör Verbeek Fas'la anlaşarak Avustralya milli takımındaki görevinden ayrılmasından altı ay geçmeden yeni teknik direktör Holger Osieck tarafından milli takım kadrosuna çağrıldı.
    Oyuncu için bu sefer istediğini elde etti. Ve bunu da fazlasıyla hak ediyor.
    Ognenovski'nin formasını giydiği Kore takımıyla 13 Kasım'da Tokyo'da Asya Şampiyonlar Ligi finalinde İran'ın Zob Ahan takımına karşı sahaya çıkacağından, Avustralya basınında Osieck'in Ognenovski'yi Mısır'a karşı oynanılacak maça çağırmayacağı yönünde spekülasyonlar yer aldı. İki maç arasında dört günlük bir süre olması, uzun süredir forma giymeyen bir oyuncunun yeni takım arkadaşlarına alışması ve takıma "uyum" sağlamasının yeterli olmadığı düşünüyordu.
    Ancak, bunların yalnızca bir söylenti olduğu ortaya çıkmış oldu. Osieck, 1.95 boyundaki bu orta defans oyuncusunu en önemli özelliğinden, yani uzun boyundan dolayı tercih ettiğini söyledi.

    Sydney'de kadroyu açıkladığı basın toplantısında düşüncesini şu sözlerle açıkladı; "Asya'da çok fazla sayıda uzun boylu oyuncu bulunmuyor. Ognenovski'nin takımda olması hücum yapacak tarafı korkutacak bir faktör olacaktır ve her zaman takımda korku veren bir oyuncunun bulunması avantaj getirir.”

    Ognenovski aynı zamanda uzun boyundan beklenmeyecek bir çevikliğe de sahip. “Hava hakimiyeti iyi ve atletik bir oyuncu, kısaca çok iyi bir defans oyuncusu.” Bu kadar basit. Böyle bir oyuncu olmasaydı büyük olasılıkla Şampiyonlar Ligi finali oynayan bir takımın kaptanı olamazdı.

    Ognenovski, bu kararla şimdiye kadar Avustralya takımında forma giyen en yaşlı beşinci futbolcu unvanını kazanmış oldu. Bu alanda birincilik ise 2002 yılında 32 yaşındayken Yeni Kaledonya'ya karşı oynanılan bir "B" dostluk maçında forma giyen kaleci Dean Anastasiadis'a aittir.

    Mısır dünyada 11. sırada yer alırken, uzun yıllardır Afrika Uluslar Kupası'nda gösterdiği ezici başarılar sayesinde Afrika'da 1. sırada yer almaktadır. 2009 Konfederasyon Kupası'nda Brezilya'ya karşı şimdiye kadar izlediğim en güzel hücum futbolu örneklerinden birini sergilemesine karşın 4-3 mağlup olmaktan kurtulamadı, ardından İtalya'yı 1-0 yenmeyi başardı, ancak son maçta ABD'ye karşı ağır bir yenilgi aldı.

    Kritik oyuncularının büyük çoğunluğu Mısır Birinci Ligi takımlarından Al-Ahly, Zamalek ve Ismaily'den gelen Mısır milli takımı mücadeleci, hızlı ve inanılmaz yetenekli bir takım. Futbolun adaleti olsaydı, 2010 Afrika Dünya Kupası'na katılmaları gerekirdi. Tek problemleri önemli maçlarda gerçek güçlerini ortaya koyamıyorlar.

    Önümüzdeki maç bir dostluk maçı olduğundan, Mısır'ın kaybedecek bir şeyi yok. Bu da Avustralya'yı çok zorlu bir maçın beklediğinin bir işareti. Özellikle 10 Kasım'da Nijerya'ya karşı alınan 1-0'lık mağlubiyetin ardından moral bozucu olabilir.

    İlk 11'e girmeyi başarır ve orta sahanın ortasında oynayan takım kaptanı Lucas Neill (62 kez milli formayı giymiş tecrübeli bir oyuncudur) ile uyum sağlarsa, Ognenovski takımına büyük bir katkı sağlayabilir.

    Ancak, “Ogre” lakaplı bu deneyimli oyuncu 2009 yılının başında Adelaide United takımından ayrılarak Kore'ye taşındığından bu yana performansının zirvesinde oynuyor.

    Osieck, meslektaşı Verbeek'in inat ederek oynatmadığı bu başarılı oyuncuya yolu açtı.Belki de bu kararla Avustralya'nın defanstaki “eksik halkası” tamamlanmış oldu.

  • James Eastham bu hafta sizlere Avrupa'dan güncel haberler sunuyor

    AVRUPA FUTBOLU

    Önemli Avrupa liglerinde büyük takımlar arasında oynanan bir maçta 5-0 gibi ezici bir üstünlük tabii ki ilk defa görülmüyor. İspanya futbolu meraklıları hatırlayacaktır; Romario'nun yıldızlaştığı Barcelona (bu küçük Brezilyalı forvet hat-trick yapmıştı) Nou Camp stadyumunda 1994 yılının Ocak ayında Real Madrid'e karşı 5-0'lık skorla sahadan ayrılmıştı ve yalnızca 12 ay sonra Real takımı aynı skoru Barcelona'ya karşı elde etmişti. Bu ikinci karşılaşmada, Şili milli takımı oyuncusu Ivan Zamorano gecenin yıldızı olmuş ve daha henüz birinci yarıda Real'i 3-0'lık skor avantajına taşımıştı.

    Premier Lig hayranları ise Newcastle United’ın 1996 yılının Ekim ayında St James’ Park stadyumunda Manchester United takımına karşı elde ettiği 5-0'lık zaferi hatırlayacaktır. Newcastle'ın Belçikalı orta saha oyuncusu Philippe Albert'in o yıllarda dünyanın en iyi kalecisi olarak kabul edilen Peter Schmeichel'ın üzerinden aşırtarak attığı gol Newcastle taraftarlarının hala hafızalarındadır.

    Pazar gecesi Portekiz'de de benzer bir 5-0 vakası yaşanmış ve FC Porto takımı ezeli rakibi Benfica'yı Estadio do Dragao stadyumunda hezimete uğratmayı başarmıştır. Ancak, Falcao ve Hulk'un takımına ikişer gol hediye ettiği bu maçta hat-trick yapan bir kahraman çıkmamıştır. Bu yapılı Brezilya'lı forvetin gücü, tempoyu ve yeteneği birleştirerek Benfica defansını maç boyunca perişan etmesini izleyen futbolseverler süper kahraman Hulk'un “İnanılmaz” lakabının bu futbolcuya daha çok yakışacağını düşünmüş olmalılar. Hulk bu maçla birlikte gol krallığı yarışında 10 golle birinci sıraya yükselmiştir.

    Porto takımı da bu galibiyetle şampiyonluk unvanını Benfica'dan tekrar almaya bir adım daha yaklaşmış oldu. Ligin açılışından bu yana oynanan 10 maçın dokuzunda galip gelerek, yalnızca bir maçında sahadan beraberlikle ayrıldılar. Şu anda ligin en çok gol atan (24 gol) ve en az gol yiyen (4) takımıdır. İkinci ve üçüncü sırada aynı puanlı takımlar Guimaraes ve Benfica'nın 10 puanla açık ara önündedir. Maçı Benfica kazansaydı, aradaki fark 4 puana düşecek ve şampiyonluk yarışı kızışacaktı. Bu maçta da görüldüğü gibi, Ejderhalar'ı kuzeyden fethetmek neredeyse imkansızdır.

    Karşılaşmadan boynu bükük ayrılan Benfica taraftarları takımın neden bu kadar kötü gittiğini merak ediyorlar. Oysa ki Benfica yalnızca altı ay önce Avrupa'nın en heyecan verici takımlarından biriydi ve beş sezon sonra gelen ilk lig şampiyonluğunu kutlamıştı. Kupayı kaldıran kadroda Pablo Aimar, Angel di Maria, Ramires, Oscar Cardozo ve Javier Saviola gibi oyuncular vardı. Ancak, geçen yaz takımdan ayrılan Maria (Real Madrid'e transfer oldu) ve Ramires (Chelsea'ye transfer oldu) öyle gözüküyor ki takımın yaratıcılığını ve dengesini de beraberinde götürdüler ve takımın genel olarak havası bozuldu. Geçen hafta Şampiyonlar Ligi'nde Lyon'a karşı kendi evinde oynadığı maçta 4-0'lık skora ulaşması Benfica'nın geçen sezonki üstün performansını hatırlattı. Ancak, Lyon takımının son 20 dakika içerisinde 3 gol atmasına engel olamayan Benfica takımında bir şeylerin ters gittiği çok açık ortada.

    Porto’nun ulusal ligdeki bu başarısı, takımın bu sene Şampiyonlar Ligi'nde mücadele etmemesiyle bağlantılı olabilir. Avrupa Ligi'ndeki grubunu Beşiktaş, Rapid Vienna ve CSKA Sofia takımlarının önünde lider olarak götürüyor, ancak Avrupa'nın ikinci plandaki bu kupasındaki bir başarı takım için yeterli gözükmüyor ve lig şampiyonluğunu mümkün olduğunca ezici bir şekilde kazanmanın peşinde koşuyor.

    Bir lig şampiyonluğunu kazanmanın en mükemmel yolu tabii ki namağlup bir şampiyonluktur. Portekiz tarihinde şimdiye kadar yalnızca Benfica takımı bir kere 1972-73 sezonunda namağlup şampiyon olabilmiştir. Ezeli rakiplerinin bu başarısını tekrarlamaktan başka hiçbir şey Porto taraftarlarını daha fazla mutlu edemez. Takımın şu anda ortaya koyduğu futbol da bu başarının çok uzakta olmadığını gösteriyor.

  • Michael Church size Japonya'dan haberleri bildiriyor.

    UZAK DOĞU FUTBOLU

    Oswaldo Oliveira’nın çalıştırdığı Kashima Antlers takımı, şu anda lig lideri olan ve son on yıl içerisindeki kesinlikle en başarılı sezonunu geçiren Nagoya Grampus takımını 1-0 mağlup ederek 2010 J Ligi şampiyonluk yarışına tekrar tutunmayı başardı.

    Kısa bir süre öncesine kadar Japonya birinci ligi şampiyonluğu Kashima takımı ile Shizuoka Prefecture bölgesindeki küçük bir kasabadan doğarak, hem J. Ligi şampiyonluğu için mücade eden, hem de Asya futbolu üzerinde hakimiyet kuran bir takım haline gelen Jubilo Iwata arasında geçmekteydi.

    Naohiro Takahara, Hiroshi Nanami, Masashi Nakayama gibi birçok milli takım yıldızı Jubilo'nun açık mavi formasını taşıyor. Jubilo takımı, 1997 ile 2002 yılları arasındaki altı yıl boyunca üç defa ulusal lig şampiyonluğunu kazanmış ve 1999 yılında kıta kupasını müzesine götürmeyi başarmıştır.

    Ön Asya Şampiyonlar Ligi günlerinde, Jubilo takımı Suudi Arabistan'dan Al Hilal ve Güney Kore'den Suwon Bluewings gibi kulüplere karşı üstünlük kurmuş ve Asya'nın tartışmasız kralı haline gelmişti.

    Ancak, kulübün altın jenerasyonu artık yaşlandı ve Japonya'daki diğer büyük kulüplerin hızına ve yeteneğine yetişmekte zorlanıyor. Asya kulüpleri de bu takımı artık bir tehdit olarak görmüyor ve takım son birkaç sezondur J Ligini orta sıraların biraz üzerinde tamamlamaya başladı.

    Teknik direktörü değişmesine rağmen Japonya liginde tabiri caizse büyük bir hanedanlık kurmayı ve sürdürmeyi başaran Kashima takımın aksine sürekli zirvede kalan bir ekip daha oluşturamamışlardır. Kashima takımında ülkenin şimdiye kadarki en iyi genç jenerasyonlarından birinin meyvelerini toplayan Toninho Cerezo'nun ardından teknik direktörlüğe getirilen yine bir Brezilyalı teknik direktör Oliviera da oldukça başarılı sezonlar geçirmektedir.

    Ligin bitmesine beş maç kalmasına rağmen Nagoya takımının sekiz puan gerisinde bulunan Kashima’nın 2010 lig şampiyonluğuna ulaşma ihtimali hala düşük gözüküyor, ancak en azından Jubilo takımı için bu sezonun başarılı geçtiği kabul edilebilir.

    Mevcut kadroda Jubilo'nun altın çağıyla bağlantısı olan tek oyuncu 2002 sezonunda takımın son şampiyonluğunu kazanan kadroda bulunan Ryoichi Maeda, Nabisco Kupası'nda Sanfrecce Hiroshima karşı elde edilen 5-3'lük galibiyetin de mimarı olmuştur.

    Japonya'nın Lig Kupası olarak kabul edilebilecek Nabisco Kupası, Japonya'da oldukça ciddiye alınan bir kupadır ve ülkenin en eski eleme usulü turnuvası olan, ancak son yıllarda kötü programı nedeniyle arka planda kalan Kral Kupası'nı birçok açıdan geride bırakmaktadır.

    2000 yılında Asya'da Yılın En İyi Genç Oyuncusu Ödülünü kazanan Maeda, Ulusal Stadyumda oynanan final maçında bir tanesi normal sürenin sonuna doğru takıma beraberliği getiren gol olmak üzere iki gol attı. Böylece, maç uzatmaya gitti ve Jubilo takımı uzatmalardan galip çıkarak, son sekiz sezondaki ilk kupasını kazanmış oldu.

  • James Eastham size Amerika kıtasından en güncel ve en önemli haberleri sunuyor.

    LATİN AMERİKA FUTBOLU

    Primera Division puan cetvelinin zirvesine bakıldığında, ikinci sıradaki Villarreal takımını dikkat çekiyor. ”Sarı Denizaltılar” ilk beş karşılaşmasının dördünü kazanırken, birini kaybetti. Şimdilik averaj farkıyla bir sıra gerisindeki Barcelona'ya ve bir puan farkla iki sıra gerisindeki Real Madrid'e tepeden bakmak hoşlarına gidiyor olmalı.

    Geçen Pazartesi gecesi oynanan maçta, Villarreal takımı İspanya milli takımında oynayan futbolcusu Santiago Cazorla'nın iki ve İtalyan golcü Giuseppe Rossi'nin tek golüyle Malaga karşısında 3-2'lik bir galibiyet elde etti. Bu maçta sessiz kalmasına rağmen, Villarreal takımını puan cetvelinin zirvesine çıkartan aslında başka bir futbolcu. Bu futbolcu ligin başlamasından bu yana rakip fileleri dört kez havalandıran Nilmar'dan başkası değil.

    Villarreal'in Malaga zaferinden sonra konuşan 26 yaşındaki Brezilyalı golcü şu açıklamada bulunmuştur “Bu yıl benim için geçen sezondan çok daha iyi başladı. Bizim için önemli olan dünyanın en iyi takımlarının mücadele ettiği bu ligde puan cetvelinin üst sıralarında yer almak. Ligi üst sıralarda bitirmeyi hedefliyoruz, bu nedenle bu başlangıcı çok önemli bir fırsat olarak görüyoruz.”.

    Nilmar, takımının genel durumunun geçen sezona göre daha iyi olduğundan bahsediyor, ancak bizce biraz da kendi başarısından bahsetmesi gerekiyordu. Villarreal takımının geçen sezon ilk yedi maçında tek bir galibiyet bile alamamış olması ve ardı ardına alınan başarısız sonuçlarla birlikte teknik direktör Ernesto Valverde'nin görevine son verilmesi, Nilmar'ın belki de Brezilya'dan Avrupa'ya tekrar transferini gerçekleştirmesini sağlayan formunu yakalayamamasının en büyük nedeniydi.

    2009-10 sezonunda Villarreal'deki ilk yılında forma giydiği 33 ligi maçında yalnızca 11 gol atabilmişti. Oyuncunun Brezilya'daki istatistiklerini bilenler için bu sonuç tam bir hayal kırıklığı olmuştu. Oysa ki Bandeirantes doğumlu oyuncu, eski takımı Internacional ile çıktığı 36 lig maçında 19 gol kaydetmişti. Daha önce de Corinthians formasıyla 57 lig maçında 31 gole imza atmıştı.

    Nilmar’ın geçen sezon sergilediği tutuk performans, Avrupa futbolunda ilk sahneye çıktığı sezondan kalma kötü anılarını canlandırmış olmalı. Internacional takımında oynadığı göz dolduran futboluyla Fransa'nın uzun yıllardır sürekli Brezilyalı oyuncu transfer etmesiyle dikkat çeken kulübün Lyon'a transfer olmayı başarmıştı. O yıllarda Fransa şampiyonluk unvanını elinde tutan Lyon, 1999 ile 2003 yılları arasında inanılmaz bir performans sergileyen eski Brezilyalı oyuncuları Sonny Anderson'un veliahdını arıyordu. Anderson, ‘OL’nin tarihindeki ilk iki lig şampiyonluğunu kazanmasına yardım ederek ve iki defa 1. Lig Altın Krampon ödülünü kazanarak kulüp efsaneleri arasında yerini almıştı. O yıllarda henüz 20 yaşında olan Nilmar, vatandaşının bu performansını tekrarlamak için çok çalışmasına ve hatta dokuz Şampiyonlar Ligi maçında rakip fileleri dört kere havalandırmasına rağmen, Fransa birinci liginde forma giydiği 32 maçta yalnızca iki gol atması nedeniyle hızlı bir şekilde Brezilya'ya dönmek zorunda kalmıştı.

    Daha sonra Brezilya birinci liginde oynadığı dört sezonda kariyerini tekrar rayına oturtmuş ve ikinci bir Avrupa serüvenine çıkmaya karar vermiştir. Bu nedenle, attığı gollerden çok oynadığı futbolla öne çıkmasına rağmen, Villarreal'de geçen sezon çift rakamlı sayılara anca ulaşan gol istatistiği nedeniyle hayal kırıklığı yaratmıştı. Ancak, kazandığı özgüven ve olgunlukla birlikte bu sezon artık İspanya birinci liginin en iyi son vuruş oyuncularından biri haline geldiği görülüyor.

    Villarreal'in İspanya şampiyonluğunu kazanmasına 50/1 veriliyor, ancak asıl ilginç olanı ”İlk 2 Olmadan” bahis türünde verilen oranın 9/2 olmasıdır. Sezonun açılış haftalarında Nilmar'ın mükemmel form grafiği ve ayrıca Rossi ve Cazorla'nın inanılmaz katkıları göz önünde bulundurulduğunda, bana oynamaya değer bir bahis gibi gözüküyor Nilmar'ın ilk haftalarda sergilediği bu performans, Sambacının La Liga 2010-11 Gol Krallığı bahislerinde David Villa (3/1), Lionel Messi (3/1), Cristiano Ronaldo (5/1), Diego Forlan (6/1) ve Gonzalo Higuain (7/1) gibi oyuncuları geride bırakarak altıncı sıraya yükselmesini sağlamıştır.

    Brezilyalı oyuncu son haftalarda gerçekten herkesin dikkatini çekmeyi başardı. Villarreal taraftarları da bu performansın sonuna kadar devam etmesi için dua ediyor olmalı.

  • Jesse Fink Asya muhabirimiz, size Asya futbolundan haberler sunuyor.

    ASYA FUTBOLU

    Ekim ayında Çin'de 36. düzenlenecek olan Asya Futbol Konfederasyonu 19 Yaş Altı Şampiyonası şüphesiz Asya'nın en prestijli gençler turnuvasıdır ve Ocak ayında Katar'da izleyeceğimiz Asya'nın tartışmasız en büyük turnuvası, Asya Kupası için de iyi bir gösterge olacağı düşünülmektedir. Ayrıca, önümüzdeki Temmuz ayında Kolombiya'da düzenlenecek 2011 20 Yaş Altı Erkekler Dünya Kupası'na katılmaya hak kazanan dört takımı da bu turnuvada izleme şansı bulacağız.

    Avrupa'da Kolombiya 2011'e katılacak takımlar şimdiden belli oldu ve Avrupa'yı İspanya, Fransa, İngiltere, Hırvatistan, Avusturya ve Portekiz milli takımları temsil edecekler. Güney Amerika ve Okyanusya kupaya katılacak takımlarını Ocak ayında düzenleyeceği elemelerle belirleyecek. Afrika takımları ise Mart ayında seçilecek. Kuzey ve Orta Amerika ile Karayipler'den katılacak takımları belirleyecek CONCACAF turları ise Nisan ayında başlayacak.

    Konfederasyonu oluşturan federasyonlar, Asya Futbol Konfederasyonu 19 Yaş Altı Şampiyonası'nda adil bir şekilde temsil ediliyor. 16 takımın yer alacağı şampiyona şu dört grupla açılacak: A Grubu (Çin, Tayland, Suriye ve Suudi Arabistan), B Grubu (Özbekistan, Irak, Bahreyn, Kuzey Kore), C Grubu (Birleşik Arap Emirlikleri, Vietnam, Ürdün, Japonya) ve D Grubu (Güney Kore, Avustralya, Yemen, İran).

    Mısır 2009 Asya temsilcileri için iyi geçmemişti, Özbekistan yalnızca bir puan alabilmiş, Avustralya üç maçını da kaybetmiş ve yalnızca Güney Kore ve 2008 Asya Futbol Konfederasyonu 19 Yaş Altı şampiyonu Birleşik Arap Emirlikleri ikinci tura geçebilmiş, ancak her iki takım da sırasıyla Gana ve Kosta Rika'ya boyun eğerek şampiyonadan elenmişti.

    Asya takımlarının Güney Afrika 2010'da boy göstermesiyle birlikte, Kolombiya 2011'de takımların genel olarak daha iyi bir tablo ortaya koyacakları düşünülüyor. Özellikle, en son turnuvada Tayland'ı yenerek Asya Futbol Federasyonu 19 Yaş Altı şampiyonluk unvanını kazanan Avustralya son üç senede ikinci şampiyonluğunu kovalayacak.

    Ancak, turnuvaya katılabilmek için Çin 2010'da öncelikle 11 defa şampiyonluk kupasını kaldırmış Güney Kore, Yemen ve form grafiği sürekli yükselen İran takımlarının bulunduğu “Ölüm Grubu” olarak adlandırılan gruptan çıkmaları gerekiyor.

    Avustralya'nın Hollandalı teknik direktörü Jan Versleijen, “bir sonraki Harry Kewell” olarak gösterilen FC Utrecht oyuncusu Tommy Oar da dahil beşi Avustralya dışındaki kulüplerde top koşturan 23 kişilik kuvvetli bir kadro oluşturdu. Bana göre en fazla umut vaat eden oyuncu, geçen sezon gösterdiği üstün performansla Avustralya Birinci Liginde dikkatleri üzerine toplayan ve Avustralya'nın Avrupa'daki bir kulübe transfer olmaya en yakın gözüken oyuncusu, Adelaide United'ın golcüsü Matthew Leckie'dir.

    Her zaman kendi evinde güçlü olduğu bilinen ev sahibi Çin'in ve 2009 elemelerinde Irak'a karşı uğradığı 3-0'lık hezimetinin utancını silme peşinde olan Suudi Arabistan'ın bulunduğu A Grubu da kolay bir geçit olmayacaktır. B Grubu da en az A Grubu kadar çetin ceviz takımlardan meydana geliyor. Eleme maçlarında Irak yenilmemesine rağmen, Kore milli takımı Çin'e karşı 3-0 mağlup olmuştu. İkincilik için Özbekistan'la dişe diş bir mücadele sergileyecekleri görünüyor. Karar vermesi çok güç. Hem Japonya hem de son şampiyonun C Grubundan rahatça çıkması bekleniyor.

    Son olarak geriye D Grubu kalıyor. Avustralya, eleme maçlarında yalnızca Japonya'ya karşı kaybetti, Güney Kore milli takımı ise şaşırtıcı bir şekilde Bangkok'ta Vietnam'a karşı 1-0'lık bir mağlubiyet aldı. Yemen ve İran milli takımları eleme maçlarında bir karar vermeye yetecek kadar zorlu mücadelelerden geçmediler, ama bana kalırsa bu grupta ikincilik mücadelesi Avustralya ile İran arasında yaşanacak.

    İran milli takımının Ukrayna'da Valeriy Lobanovskiy Anısına düzenlenen, dört ülkenin katıldığı Futbol turnuvasında iyi bir performans sergilediği ve ev sahibini de yenerek turnuvayı ikinci sırada bitirdiği de unutulmamalıdır. Sonucu tahmin etmek oldukça güç gözüküyor, ancak ben yine de Avustralya'nın yoluna devam edeceğini düşünüyorum. Bu düzeydeki birçok turnuvada olduğu gibi grup maçlarının ardından ne olacağını tahmin etmek hemen hemen imkansız.

    Tabii ki, Asya'daki tüm önemli maçlarda olduğu gibi bu turnuva maçlarını da SuperBahis'ten takip edebilirsiniz.

    Kazançlı bahisler.

  • James Eastham bu hafta sizlere Avrupa'dan güncel haberler sunuyor

    AVRUPA FUTBOLU

    Pazar gecesi Stade de Gerland'da bitiş düdüğüyle birlikte soyunma odasına başı önde giden teknik direktör Claude Puel oldu. Böylece takımı Lyon, ezeli rakibi ve şu anda Fransa 1. Ligini lider sürdüren St Etienne karşısında son 16 yılda ilk mağlubiyetini almış oldu. Bu sonuçla Lyon ligin başlamasından bu yana geçen yedi karşılaşmada yalnızca 5 puan toplayabildi. 20 takımın bulunduğu puan cetvelinde 18. sırada bulunuyorlar. Aynı zamanda, son 15 yıl içerisindeki en kötü lig başlangıç performansını sergiliyorlar.

    İroni şu ki Puel'ün, Lyon tarihinde en fazla korunan teknik direktör olduğu tartışılıyor. Bence kulübün Fransa futbolunun zirvesine kadar uzanan macerası boyunca en fazla korunan teknik direktör olduğu su götürmez bir gerçek. Lyon'un, 2002 ile 2008 yılları arasında yedi kez üst üste Fransa şampiyonluğunu kazandığı dönemde bile, teknik direktörler kulübün hırslı başkanı Jean-Michel Aulas tarafından kolayca harcanabiliyordu. Jacques Santini takımdan gönderilmeden önce şampiyonluk kupası kaldırdı. Paul Le Guen gitmeden takımın müzesine üç şampiyonluk kupası armağan etti. Gerard Houllier de Fransa Futbol Federasyonu'ndaki görevine geri gönderilmeden önce kupayı iki defa kaldırdı. Alain Perrin ise kulüp tarihinde aynı sezonda hem lig kupasını hem de Fransa kupasını kazandıran ilk teknik direktör oldu.

    Puel, kendisinden önce takımı çalıştıran tüm teknik direktörlerden daha fazla güce sahip olmasına rağmen, daha azıyla yetinmek zorunda kalıyor. Göreve geldiği ilk sezon Lyon takımı hiç kupa kazanamadı. Teknik direktör bu başarısızlığını geçen sezon da tekrarladı. Yine de Aulas, teknik direktörünün kabiliyetlerini hiç sorgulama gereği duymadı. Puel'ün takımdan gönderilmesi en azından Lyon yönetim odasında hiç tartışılmadı.

    Ancak, takım taraftarları başkanları gibi düşünmüyor. Kupa kazanmaması bir yana, takımlarının adeta yürür gibi futbol oynamasından memnun değiller ve son 12 aydır sürekli olarak Puel'in takımdan gönderilmesini istiyorlar. St Etienne hezimetinin ardından 2.500 taraftar stattan ayrılmayarak, hoşnutsuzluklarını dile getirdi. Aulas, taraftarlarını yatıştırmaya çalıştı, ancak taraftarların, başkanlarının teknik direktör hakkında söylediği "Neden kovayım ki? Bize bir şans vermeniz gerekiyor." sözüyle ikna olduğunu düşünmüyorum.

    Oysa ki Aulas'ın başkanlığı yıllardır Fransız futbolundaki Midas dokunuşu olarak değerlendiriliyordu. Lyon'un talihini döndüren adam olmuştu. Sihirli bir şekilde, bir yandan lig kupalarını kaldırırken, diğer yandan transfer piyasasında sürekli kar eden bir kulüp yarattı. Mahamadou Diarra, Michael Essien, Eric Abidal ve Florent Malouda gibi oyuncuları ucuza keşfetmiş ve Avrupa kulüplerini rekor transfer ücretleriyle satmayı başarmıştı. 'OL', Avrupa'da saygınlık kazanan ve kıskanç bakışları üzerine çeken ilk Fransız kulübü olmuştur.

    Ancak, Puel'ü bu derece kuvvetli bir şekilde desteklemesi belki de Aulas'ın kararlarının ilk defa sorgulanmasına yol açıyor. Peki, Fransa ligi performansı başarılı olmasına (Monaco'ya 2000 yılında lig şampiyonluğunu kazandırmıştır) rağmen, ülke dışında vasat bir performans sergileyen teknik direktörünün neden bu derece delicesine arkasında duruyor dersiniz? Futbolcu yönetim becerileri ikna edici bulunmamasına ve oyuncularına her zaman mesafeli olması, Lyon takımının şu anda ihtiyacı olan en son şey olduğu bilinmesine rağmen bir teknik direktöre bu kadar umut bağlamak neden?

    Lyon henüz Fransa Ligi şampiyonluk yarışına yeniden dahil olma şansını kaybetmiş değil. Kaldı ki futbolcu kalitesi açısından yalnızca Marseille'nın kafa tutabileceği ve Jeremy Toulalan, Yoann Gourcuff, Michel Bastos, Lisandro Lopez gibi çok önemli yıldızları barındıran inanılmaz yetenekli bir kadroya sahipler. Ancak, yine de son karar başkan Aulas'ın. Sezonun 10. maçında takımın durumunu değerlendireceğini söylüyor. Bu da tam olarak 23 Ekim tarihine denk geliyor. Bana kalırsa, her geçen gün değişimin yaşanacağa bir tarihe yakınlaşıyoruz.

    LYON'UN EN SON ORANLARI: 1. Lig Şampiyonluğu 100/30 (ikinci favori); Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu 40/1 (10. favori); Şampiyonlar Ligini Bir Fransız Kulübünün Kazanması 33/1 (beşinci favori)
  • Michael Church size Japonya'dan haberleri bildiriyor.

    UZAK DOĞU FUTBOLU

    Kısa bir süre önce, Japonya Birinci Ligi şampiyonluğu için mücadelenin üç takım arasında geçeceği düşünülüyordu.

    Ancak, çoğu zaman olduğu gibi sezon sonu yaklaştıkça, futbolseverlerin kıyasıya bir şampiyonluk mücadelesi izleme hayalleri de suya düşüyor.

    Son şampiyon Kashima Antlers ve eski Asya şampiyonu Gamba Osaka takımlarının tökezlemeleriyle birlikte, Dragan Stojkovic’in başında bulunduğu Nagoya Grampus hızla puan farkını açmayı başardı ve ligin bitmesine yalnızca 10 hafta kalmasına rağmen 7 puanlık bir avantajı elinde tutuyor.

    Son yıllarda şampiyonun nefes kesen son gün maçlarında belirlendiği bir ligde Grampus takımı, Japonya 1. Liginin 2010 sezonu boyunca üstünlüğünü ortaya koyarak mutlu sona ulaşmayı istiyor.

    Bunu başarabilirlerse, başarı hırsıyla uzun yıllar boyunca mücadele etmiş, ancak her seferinde mücadeleden umut kırıcı bir şekilde düşmüş bir takımın zaferini izleyeceğiz.

    Devasa Toyota şirketinin mali açıdan son derece kuvvetli bu takımı, Japonya Birinci Ligi'nin kurulduğu 1993 yılından bu yana önemli bir başarı elde edememiştir. Arsene Wenger ve Carlos Queiroz gibi üst sınıf teknik direktörlerin göreve getirilmesi bile bu durumu değiştirmeye yetmemiştir.

    Grampus, son 17 yıl içerisinde yalnızca iki İmparator Kupası kazanmış ve birinci ligdeki en büyük başarısını Wenger/Queiroz döneminde ligi ikinci sırada bitirerek elde etmiştir.

    Avustralya'nın dünya kupası kadrosunda da bulunan golcü oyuncu Josh Kennedy bu sezon oldukça formda ve kaydettiği 13 golle şu anda Japonya gol krallığı yarışını önde götürüyor. Japonya milli takımından da tanıdığımız hücum oyuncusu Keiji Tamada da Kennedy'ye büyük katkı sağlıyor. Görünen o ki, Grampus uzun yıllardır yarattığı hayal kırıklığının ardından bu sezon istediğini elde edebilecek.

    Stojkovic'in kadrosunda çok sayıda yetenekli ve deneyimli oyuncu bulunuyor. Japonya milli takımının kalesini de koruyan Seigo Narazaki arkadaşlarına inanılmaz bir güven veriyor ve Kawasaki Frontale takımının eski orta saha oyuncusu Magnum da takımın orta sahasına büyük bir kurnazlık ve güç kazandırıyor.

    Grampus geçen sezon yarı finallere kadar çıktığı Asya Şampiyonlar Ligi mücadelesi nedeniyle Japonya Birinci Ligindeki form grafiğinden ödün vermiş ve ulusal ligdeki hedeflerini bir kenara bırakmak zorunda kalmıştı.

    Ancak, sezon başında Urawa Reds takımından transfer edilen Japonya Dünya Kupası kadrosunun değişmez defans oyuncusu Marcus Tulio Tanaka ile güçlendirilen Grampus takımını bu sezon ulusal düzeydeki hedeflerinden saptıracak bir kıta turnuvası da bunmuyor.

    Daha önce şampiyonluk yaşamış ve sezonun son haftalarına yaklaşıldıkça durumun nasıl tersine dönebileceğini acı bir tecrübeyle öğrenmiş, Brezilya doğumlu bu deneyimli orta saha oyuncusunun ilerleyen haftalarda Saitama Stadyumu'nda oynanacak maçlarda takımına büyük katkılar sağlayacağı kesindir.

    Sık sakatlanmasıyla tanınan defans oyuncusu, 2007 sezonunda Urawa Reds takımının adeta dinamosuydu, ancak takımı son dört haftaya yedi puan önde girmesine karşılık sezonun son gününde de yenilerek şampiyonluğu Kashima'ya kaptırmasına engel olamadı.

    Tulio, 2010 yılında farklı bir takım forması altında aynı şansızlığı ikinci defa yaşamayacağını düşünüyor olmalı.

  • James Eastham size Amerika kıtasından en güncel ve en önemli haberleri sunuyor.

    LATİN AMERİKA FUTBOLU

    Iker Casillas'ın Dünya Kupası şampiyonluk kupasını kaldırması şüphesiz bu yıl futbolun unutulmaz bir fotoğrafını oluşturdu, ancak bu hafta bir meslektaşımın yaptığı  (daha önce keşfedilmemiş olsaydı bugün Casillas'ı nasıl izleyebileceğimiz konusundaki) yorumlar bana futbolun diğer süper yıldızları için de inanılmaz bir sezonun geride kaldığını hatırlattı.

    Inter'in kaptanı Javier Zanetti, Arjantin milli takım teknik direktörü Diego Maradona tarafından haksız bir şekilde ilk on birde oynatılmamıştır, ancak İspanya'nın şampiyonluğunu ilan ettiği gün yaşına rağmen hiçbir zaman pes etmeyeceğini açıklamıştır.

    “Futbolu ne zaman mı bırakıyorum? Önümüzdeki ay 37 yaşıma basacağım, ancak ikinci yıldızı kazanmadan önce emekli olmayı düşünmüyorum. Şu anda 18 Scudetti sahibiyiz ve ikinci yıldız için iki tane daha kazanmamız gerekiyor. Açım, gerçekten çok açım.”

    Lig kupalarını kaldıran İtalyan takımlarının formalarını yıldızlar terletiyor ve 10 şampiyonluk kupasına neredeyse bir yıldız düşüyor. Zanetti 1995 yılında Inter'e geldiğinde bu köklü kulübün şampiyonluk sayısı 13'tü. Ancak, 2006 ile 2010 yılları arasında kazanılan beş şampiyonluk sayesinde bu rakam şu anda 13'e yükselmiştir.

    Zanetti, Nerazzurri adına başka başarılara da imza atmıştır: 1998 yılında Ronaldo, Youri Djorkaeff ve Ivan Zamorano ile birlikte bir UEFA Kupası şampiyonluğu, üç Coppa Italia şampiyonluğu ve üç Italian Super Cup şampiyonluğu. Ancak, asıl başarıyı bu yıl 22 Mayıs tarihinde kulüp formasını 700. kez giymekle kazanmıştır. Zanetti, takımının 2-0'lık Bayern Munich galibiyetiyle 1965 yılından bu yana ilk defa Avrupa Kupası/Şampiyonlar Ligi şampiyonluğunu kazanmasını sağlamıştır.

    Zanetti'nin, takımını finale çıkartan mücadelede etkisi büyük olmuştur. Barcelona'ya karşı oynanan yarı final ikinci maçında Thiago Motta'nın bitime 27 dakika kala kırmızı kartla oyun dışında kalmasının ardından etkileyici sesiyle takım arkadaşlarını yatıştırmayı başarmıştır. Inter, şampiyonluk unvanını korumaya çalışan rakibine karşı bir zafer elde ederek gerçekten önemli bir başarıya imza atmıştır.

    Dünya üzerinde Zanetti'den daha profesyonel bir futbolcu bulmak oldukça zordur. Yaklaşımları ve davranışları her zaman örnek olmaktadır. Takımının başarısı adına farklı mevkilerde oynama isteği de övgüye değer niteliktedir. 11 yılı aşkın bir süredir tek bir kırmızı kart bile görmemesi takımı adına daha uzun bir süre mücadele etmesini sağlamaktadır. 30'lu yaşlarının ortalarında olan Zanetti'nin performansının son birkaç yıl içerisinde hızlı bir şekilde düşmesi olağandışı bir durum olmazdı. Ancak, son dört sezonda Serie A'da yalnızca dört maçı kaçırmıştır.

    Zanetti'nin iki lig şampiyonluğu daha kazanmak istemesi, bu ortalamaya bakarak onu en az 40 maçta daha oynarken izleyebileceğimiz anlamına geliyor. Yeni teknik direktör Rafa Benitez, Jose Mourinho'nun başarısını tekrarlamakta zorlanacaktır, ancak kadrosunda Zanetti gibi bir futbolcu olması işini gerçekten kolaylaştıracaktır. Teknik direktörüyle aynı dili konuşan Zanetti, yeni hocasına elinden geldiği desteği vereceğini açıklamıştır.

    “Açıkça görüldüğü gibi Mourinho'nun ayrılmasıyla çok şey kaybettik, ancak Benitez'in gelişi takımımıza yeni bir deneyim ve hırs aşılanacağı anlamına geliyor. Gerçekten sabırsızlanıyorum.” Zanetti ayrıca diplomatik, arkadaş canlısı, kibar ve dürüst karakteriyle de dikkat çekiyor.

    Inter'in üst üste altıncı Serie A şampiyonluğunu kazanmasına 2,2 (6/5) ve aynı şehrin takımı olan Milan'dan (1990) sonra Şampiyonlar Ligi şampiyonluğunu korumayı başaran ilk takım olmasına 15,0 (14/1) veriliyor. Bu yıl hiçbir kupa kazanmasalar bile, yeni oluşturulan Fifa Ballon d’Or'un kazananını belirleyecek olan jürinin Aralık ayında Zanetti'yi de oylamasını umalım. Sırf bütün yaz ekranlarımızı Dünya Kupası maçları doldurduğundan, II. Capitano'nun gerçekten üstün bir performans geçirdiği bir sezonun ardından inanılmaz başarılarının unutulması çok yazık olacaktır.

  • Jesse Fink Asya muhabirimiz, size Asya futbolundan haberler sunuyor.

    ASYA FUTBOLU

    Şüphesiz sizin gibi ben de FIFA başkanı Sepp Blatter'in önümüzdeki haftalarda 2010 Dünya Kupası ve futbol tarihindeki yeri hakkında ne söyleyeceğini ve ne yapacağını merak ediyorum.

    Blatter, Dünya Kupasını Afrika'da oynatarak ününü ve başkanlığını ortaya koydu, ancak doğru bir karar verdiği söylenemez. Arjantin ve Almanya'nın güzel futbolunu saymazsak son zamanların en ruhsuz taraftarları, bitmek bilmeyen vuvuzela gürültüsü, beklenmedik hareketler yapan Jabulani topunun şaka gibi performansı, taraftarların Beijing Olimpiyatları'nda bile görülmeyen bir hızda sahaya atlaması ve birçok maçta sergilenen sıkıcı futbolu ile dolu bir turnuva izledik.

    “Sayın Başkan” ayrıca ateşli kalabalıklar söz vermişti ve gördüklerimizden bundan çok uzaktı. Uruguay ile Almanya arasında oynanan üçüncülük maçında boş koltukların görüntüsü gerçekten utanç vericiydi ve Dünya Kupası tarihine kara bir leke olarak geçti. Dünyanın en büyük spor organizasyonunda ve turnuvanın en iyi dört takımından ikisi arasında oynanan bir maçta aynı anda başka bir maç oynanmamasına rağmen stadyum dolmadı. Bu organizasyon Blatter'in karnesine saçma bir karar ve büyük bir soru işareti olarak geçecek. Blatter artık kullanım ömrünü tamamlamış gibi görünüyor ve ikinci turda Frank Lampard'ın gol olmamasına rağmen verilen golü dikkate alındığında video teknolojisi konusundaki tutumu hiç kimseyi ikna etmemiş gibi gözüküyor.

    Turnuvanın en kötü tarafı bana göre açıkça kötü bir top olduğu gözükmesine rağmen Blatter'in Jabulani'yi hırslı bir şekilde desteklemesiydi. Oyunlar deniz seviyesinin üzerinde oynanıyor ve top da özel olarak Güney Afrika organizasyonu için tasarlandıysa, bu kadar hafif olmasına nasıl izin verilebilir? Yalnızca 440 gram olduğundan aerodinamik faktörler topun çok hızlı gitmesine neden oluyor. NASA testleri, topun hızı saatte 45 milin üzerine çıktığında nereye gideceğinin tahmin edilemeyeceğini göstermiştir. Çok önemli bir faktör olmasına rağmen maçların oynanacağı yükseklik bile dikkate alınmamış. Oysa ki düşen hava basıncıyla birlikte havanın çekme ve kaldırma etkisi de azalır. Jabulani topuna yüksek rakımlı bir yerde vurulduğunda, deniz seviyesine kıyasla çok daha hızlı gitmektedir, bu da neden birçok pasın, serbest vuruşun ve şutun kaçırıldığını açıklıyor.

    Düşüncenin çok daha fazla sayıda gol atılmasını sağlamak olduğu açıkça anlaşılıyor, ancak Güney Afrika'da tam tersi yaşandı. Gol sayısı Almanya 2006 organizasyonuna göre daha azdı. Her zaman at kuyruğu yapılmış uzun saçlarıyla görmeye alıştığımız Liverpool takımının eski kanat oyuncusu ve aynı zamanda Adidas Predator kramponunun (gerçekten işinin ehli) tasarımcısı Avustralyalı Craig Johnston, Blatter'e 2 Temmuz'da açık bir mektup yazarak, “hesaplamalarıma göre Jabulani topunun ani ve değişken davranışı nedeniyle bu Dünya Kupasında en az on gol kaçırıldı” yorumunda bulunmuştu. Bunun yanı sıra “topun gideceği yerinin yanlış hesaplanması nedeniyle yapılan yüzlerce basit hata” ve “Dünya Kupası tarihinde en kötü pas, şut ve kontrol yüzdesi” konusunda da şikayetlerini iletmiştir.

    Blatter ise hala kendini savunuyor. Jabulani topunun bir hata olduğunu kabul etmek yerine, Avustralya'da SBS kanalına yaptığı açıklamada “Bunun mükemmel bir top olduğunu, bu topu saha içerisinde tutmayı başaran takımların [Almanya ve İspanya gibi takımlardan bahsediyor] başarılı olduğunu, ancak aceleci ve hızlı oynanması durumunda topun kontrolünün zorlaştığını” söylemiştir.

    Düşüncelerine saygı duyuyoruz, ancak Sayın Blatter ne dediğini bilmiyor. Hızlı bir futbol oynayan takımların bu toplam birçok problem yaşadığı ve normalde kolayca yapılan çapraz topların sık sık saha dışına çıktığı bir gerçektir. Johnston, mektubunda ayrıca bu topun Buckminster tasarımlı klasik toplara kıyasla daha hızlı gittiğini anlamaları üzerine Almanya takımının bilerek uzun toplarla oynadığını da belirtmiştir. Örnek A: Miroslav Klose’nin İngiltere'ye attığı ilk gol. Johnston'a göre  “Almanya milli takımı ne yaptığını iyi biliyordu ve kalecileri topu bilerek İngiltere'nin penaltı çizgisinin önüne gönderdi ve İngiltere defansı üzerinden zorlanmadan gole ulaştılar. Başka hiçbir top bu kadar uzağa gidemez. Buna 'degaj' futbolu adını veriyoruz ve bu top da bu tür futbolu desteklediğinden yakın bir zamanda tüm takımlar bu şekilde oynamaya başlayacaktır.”

    Blatter büyük olasılıkla endişeli günler yaşıyor. Olması gereken birçok şey yolunda gitmedi. Dahası, Blatter gelen eleştirilere karşı inatçılığını ve dar görüşlülüğünü sürdürmeye devam ediyor.

    Güney Afrika'nın kariyerinde bir zirve noktası olması gerekirken, bana göre kariyerini bitiren bir hamle oldu.

  • James Eastham bu hafta sizlere Avrupa'dan güncel haberler sunuyor

    AVRUPA FUTBOLU

    Pazartesi öğleden sonra Madrid caddelerinde yaklaşık bir milyon taraftarının önünde Iker Casillas'ı Dünya Kupası şampiyonluk kupasını kaldırırken görenler Real Madrid'in kalecisinin etkileyici bir kariyere sahip olduğunu düşünebilirler. Ancak, bunun gerçekle uzaktan yakından ilgisi yoktur. İster inanın ister inanmayın 29 yaşındaki bu kaleci her zaman eleştirilmiştir. Özellikle de her sekiz yılda bir rutin olarak gerçekleşmiştir.

    2002 yılında Casillas beş yıl içerisinde üçüncü Şampiyonlar Ligi finaline doğru giderken Real Madrid'in birinci kaleciliğini kaybetmiştir. O sıralar İspanya'nın bir numaralı kalecisi unvanını kazanmasına rağmen form düşüklüğü nedeniyle yerini Cesar Sanchez'e bırakmıştı. Casillas'ın o sıralar Sanchez'i Real Madrid defansına orkestra şefliği yaparken yedek kulübesinden izlemek zorunda kalması ve uzun süredir milli takımda ikinci kaleci olarak görev yapan Santiago Canizares'in yaklaşan Dünya Kupası finallerinde milli takımın birinci kaleciliğine yükselmesi gelecek vaat eden bir kariyerin dibe çakılması olarak görülüyordu.

    Ancak, birkaç ay içerisinde talihinin de büyük yardımıyla daha sonra 'Aziz Iker’ lakabı takılacak kalecinin milli takım için doğru tercih olduğunu düşünenlerin sayısı bir hayli artmıştır. İlk olarak Sanchez'in Şampiyonlar Ligi finalinde sakatlanması Casillas'ın tekrar ilk on birde şans bulmasını sağladı. Birkaç maçta son dakikalarda hayati kurtarışlar yapmış ve Real'in Bayer Leverkusen'i 2-1 yendiği maçta maçın kaderini belirleyen isim olmuştur.

    İki gün sonra soyunma odasında tıraş losyonunu yere düşüren ve kırılan camlara basarak ayağını kesen Canizares, Dünya Kupası finallerinden çıkartılmak zorunda kalmıştır. Bu olaylardan sonra Casillas birinci kaleci mevkiine geri dönmüş ve bu yıla kadar arkasına hiç bakmamıştı.

    Dünya Kupası başlamadan önce Barcelona'nın kalecisi Victor Valdes'in Casillas'ın yerine forma giymesi gerektiğini düşünen önemli bir kitle vardı. Valdes dünya çapında bir kaleci, ancak Casillas'ın yerini alabilir mi? Bu değişikliği destekleyenlerin ne düşündüğü konusunda bir fikrim yok.

    29 yaşında olmasına rağmen Casillas tüm zamanların en iyi kalecilerinden biri olmayı başardı bile. Son yirmi yıl içerisinde milli takımlarının kalelerini koruyan çok sayıda yıldız kaleci arasından yalnızca Peter Schmeichel, Gianluigi Buffon ve Oliver Kahn'ın isimleri Casillas'la birlikte anılmaktadır. Şimdiye kadar dört İspanya lig şampiyonluğu ve iki Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu görmüştür. UEFA Yılın Takımı kadrosuna üç defa aday gösterilmiştir. Resmi olmasa da İspanyollara Avrupa Şampiyonluğunu getiren Euro 2008'in en iyi kalecisi olmuştur. Güney Afrika'da daha da iyi bir performans sergilemiş ve eleme turlarında üst üste dört maçta gol orucuna girerek ve skor 0-0 devam ederken Arjen Robben'in, İspanya'nın elenmesine neden olabilecek şutunu başarılı şekilde kurtararak bu sefer resmi olarak 'Altın Eldiven' ödülüne layık görülmüştür

    Ülkesini 111 defa temsil eden Casillas kariyerini milli maçlarda en çok eldiven takan oyuncu rekoruyla tamamlayabilir (Suudi Arabistan'ın eski kalecisi Mohamed Al-Deayea ve Meksika'nın eski kalecisi Claudio Suarez 177 maçla rekorun şu anki sahipleridir), bu nedenle Casillas'ın rekoru geliştirebilmesi için altı yıl boyunca yıllık 10,5 maç ortalamasıyla milli takımda forma giymeye devam etmesi gerekiyor. İspanya milli takımının kalitesi ve gençliği (Pique, Ramos, Busquets, Fabregas ve Pedro) dikkate alındığında, Casillas'ın ülkesinin iki Dünya Kupası şampiyonluğunda da kaptanlığını yapan ilk kaleci unvanını kazanması zor gözükmüyor (tabii ki bunun için İspanya'nın dört sene sonra da şampiyon olması gerekiyor).

    Ancak, ünlü kaleciden önce Real Madrid'i tekrar kariyerinin başında olduğu gibi zirveye çıkarması bekleniyor. Jose Mourinho'nun takımın başına geçmesiyle Casillas'ın Şampiyonlar Ligi şampiyonluk kupasını kaldırma ihtimali, Dünya Kupasını kazanan takımın teknik direktörlüğünü yapan Vicente del Bosque'nin yedi yıl önce takımdan ayrılmasından bu yana hiç bu kadar yüksek olmamıştı. Ayrıca, Barcelona'nın La Liga'daki üstünlüğüne de bir son verilmesi gerekiyor. Real, İspanya ligi şampiyonluğunu ve başka bir rekor daha kırarak Avrupa'nın en büyük kupasını kazanabilir mi? Kale direklerinin arasında Aziz Iker olduğu sürece Real'i her iki kulvarda da destekleyebilirsiniz.

  • Michael Church size Japonya'dan haberleri bildiriyor.

    UZAK DOĞU FUTBOLU

    Dünya Kupası sonrası Doğu Asya futbolcuları büyük kulüplere transfer olmaya başlamış ve hatta Kuzey Koreliler bile kapitalist Avrupa kulüplerine imza atmıştır.

    Demokratik Halk Cumhuriyeti'ni temsil eden Jong Tae-se'nin yeteneklerini kanıtlayacağı bir Dünya Kupası sonrası bir batı kulübüne transfer olacağına daha o zamanlar kesin gözüyle bakılıyordu.

    Kendisi Japonya'da doğmuş ve bir süre bu ülkenin pasaportunu taşımıştır. Ayrıca, hem Kuzey hem de Güney Kore pasaportlarına da sahip olmuştur. Daha da önemlisi Japonya'nın J. Liginde forma giymesi, Dünya Kupasından çok önce ülke dışında da başarılı olduğunu göstermiştir.

    İngilizce bilmesinin yanı sıra menajeri Nobuaki Tanabe Japonya'nın bağlantıları en kuvvetli olan menajerlerinden biridir ve geçen yıllar içerisinde Japonya milli takımının birçok oyuncusu için denizaşırı sözleşmeler hazırlamıştır.

    Tabii ki dikkatleri üzerine çeken yetenekleri, topla ve topsuz alandaki performansı ve Güney Afrika'da ortaya koyduğu ve birkaç kulübün transfer listesine girmesine neden olan fiziksel mücadelesi olmasa Bundesliga takımlarından Vfl Bochum'a imza atması mümkün olmazdı.

    Havadaki üstünlüğü ve kaleye arkası dönük oynayabilmesiyle Jong, pivot tipi tek santrafor mevkiini başarılı bir şekilde doldurabileceğini kanıtlamıştır.

    Bu bölgeden çıkmış ve kısa bir süre sonra başlayacak Avrupa futbol sezonunda forma giymeye hazırlanan başka oyuncular da var.

    Japonya'nın kalecisi Eiji Kawashima Mayıs ayında Avusturya'da İngiltere'ye karşı oynanan Dünya Kupası hazırlık maçından önce Japonya milli takımında çok az forma şansı bulmuştur.

    O maç sırasında Frank Lampard'ın penaltı atışını kurtarması ve gösterdiği performansla Japonya milli takımı teknik direktörü Takeshi Okada'yı Dünya Kupasında kaleci eldivenleri giymesi konusunda ikna etmiştir. Bu da başarılı kalecinin yurtdışına transfer olmasını sağlamıştır.

    Önümüzdeki sezon Belçika'nın SK Lierse takımında forma giyecek Kawashima, Yoshikatsu Kawaguchi'nin ayak izlerini takip etmiştir ve kısa süre sonra Avrupa'da kalecilik yapan ikinci Japon kaleci unvanını elde edecektir.

    Avrupa'ya transfer olan tek Japon oyuncu o değildir, ancak ülkenin en iyi oyuncuları dışında böyle bir transferi gerçekleştirebilmek gerçekten zorlu bir mücadele gerektiriyor.

    Kashima Antlers'in 22 yaşındaki defans oyuncusu Atsuto Uchida, Güney Afrika'da forma şansı bulamamasına rağmen Schalke 04'e imza atmış ve Japonya milli takımının değişmez defans oyuncusu Yuto Nagatomo FC Tokyo takımından İtalya'nın Serie A takımlarından Cesena'ya transfer olmuştur.

    Milli takımın gelecekteki yıldızları arasında görülmesine rağmen Güney Afrika'da forma giymeyen Shinji Kagawa da Cerezo Osaka takımından Borussia Dortmund takımına transfer olmuştur.

    Son zamanlarda transfer sezonunun daha sessiz geçtiği görülüyor. Güney Kore'de yalnızca Dünya Kupası’nda orta sahada mücadele eden Cho Yong-hyong'un Aston Villa teknik direktörü Martin O'Neill'in dikkatini çektiği yazılmıştır.

    Ancak, daha önce Avrupa'da forma giyen Koreli oyuncuların performansı dikkate alındığında Huh Jungmoo'nun talebelerinden daha fazlasının, hayatlarını K Liginden çok uzakta futbol oynayarak kazanan Park Ji-sung, Park Chu-young ve diğerlerine katılmaması gerçekten büyük sürpriz olacaktır.

  • James Eastham size Amerika kıtasından en güncel ve en önemli haberleri sunuyor.

    LATİN AMERİKA FUTBOLU

    Geçen hafta teknik direktör Dunga'nın açıkladığı 23 kişilik Dünya Kupası kadrosunda yalnızca birkaç isim sürpriz oldu. Bir zamanlar Dünya Kupası kazanan milli takımın kaptanı olan teknik direktör Brezilya'nın ulusal liginde top koşturan genç yeteneklerin kadroya dahil edilmesi taleplerini göz ardı etti ve aynı zamanda Fifa Dünyanın En İyi Oyuncusu unvanına sahip olmasına ve Serie A'da asist kralı olmasına rağmen Ronaldinho'yu da kadrosuna dahil etmedi.

    Dunga hakkında istediğinizi söyleyebilirsiniz. Ben de Dunga'nın Brezilya'ya bu yaz altıncı Dünya Kupası şampiyonluğunu kazandıramayacağına inananlardan biriyim, ancak hocanın Brezilya'yı finallere taşıyan öğrencilerine göstermiş olduğu vefayı da takdir etmek gerekir. İngiltere menajeri Fabio Capello da dahil bazı menajerler formda olan oyuncuların kadroya dahil edilmesi gerektiğine inanıyor, bu nedenle bu yazının hazırlandığı sırada Joe Cole'un İngiltere kadrosuna girip giremeyeceği belirsizliğini koruyordu. Dunga ise farklı bir yaklaşım sergiliyor. Sevgisini kazanır, sistemine uyum sağlar ve oyun planına harfiyen uyarsanız takımdaki yerinizi garantileyebilirsiniz.

    Bu nedenle, kulübü Lyon'da nadiren ilk on birde sahaya çıkmasına ve teknik direktörü Claude Puel tarafından defans özelliği yetersiz bulunmasına rağmen, Brezilya'nın sol bek mevkii için ilk tercihi Michel Bastos'dan yana olacak ve yine benzer şekilde Yunanistan Birinci Liginde Panathinaikos takımında vasat bir performans göstermesine rağmen Gilberto Silva, Brezilya milli takımının değişmez orta saha oyuncusu olacaktır. Bu nedenle, son beş ayını Manchester City'nin yedek kulübesinde geçirmesine rağmen Robinho'nun, Brezilya milli takımının 4-2-3-1 dizilişinde Dunga'nın sol kanat için ilk tercihi olacağına bahse girerim.

    Dünya Kupası başladıktan sonra, en iyi planlanan kadrolar bile bazı ince ayarlar gerektirebiliyor. Dunga şüphesiz Brezilya’da bu durumun en çok farkında olanlardan biridir, çünkü turnuvanın yıldızları arasında yer alması beklenen Rai'nin grup maçlarının sonunda sakatlanarak yerini Mazinho'ya bırakması ve yakın bir tarihte AC Milan'daki menajerlik görevinden ayrılan Leonardo’nun son 16’da Amerika karşısındaki maçta Ramos'un yüzüne dirsek atması sonucu gördüğü kırmızı kart nedeniyle sol bekteki mevkiini Branco'ya bırakmasına rağmen 1994 kadrosunda kaptan olarak takımını şampiyonluğa taşımıştı.

    Şu anda hepimiz Dunga'nın favori ilk on birini tahmin edebiliyoruz, ancak içimden bir ses Brezilya milli takımının turnuvadaki yıldızının yedek kulübesinde olduğunu söylüyor. Büyük çoğunluk sırasıyla Robinho ve Luis Fabiano'nun yedeği olacağını düşünmesine rağmen Nilmar ve Grafite bu turnuvada en çok izlemek istediğim ve aynı zamanda bahislerde dikkate alınmaya değer gördüğüm iki oyuncudur.

    Geçen sezon Wolfsburg takımıyla Bundesliga gol kralı olan Grafite, uluslararası turnuvalarda beş yıllık sessizliğinin ardından Mart ayında İrlanda Cumhuriyeti ile yapılan dostluk maçına çağrılmıştı. Sonradan açılan bir oyuncu olarak, tükenmek bilmeyen enerjisiyle futbolun bu en büyük turnuvasında beklenmedik bu fırsatı değerlendirecektir. Villarreal'in 25 yaşındaki forvet oyuncusu Nilmar ise geçen Eylül ayında Şile'ye karşı oynanan Dünya Kupası eleme maçında hat-trick yapmış ve geçen Kasım ayında Doha'da İngiltere'ye karşı oynanan dostluk maçında da bir gol atmıştır, böylece oynadığı 10 uluslararası karşılaşmada toplam sekiz gol kaydetme başarısını göstermiştir.

    Luis Fabiano konusunda şüpheliyim ve yazılarımı takip edenlerin bildiği gibi Robinho'nun da çok büyük bir hayranı değilim. Brezilya kadrosunda sürpriz bahisler arıyorsanız Grafite ve Nilmar takip etmeniz gereken oyuncular arasında olmalıdır. Golcü bahislerinde ön planda olan meslektaşlarına kıyasla çok daha yüksek oranlar vaat ediyorlar.

  • Jesse Fink Asya muhabirimiz, size Asya futbolundan haberler sunuyor.

    ASYA FUTBOLU

    Avustralya, Güney Kore, Katar ve Japonya'dan meydana gelen, Asya'nın dört üye ülkesinin her birinin kendi ülkesinin Asya pazarının zenginliklerini en iyi şekilde göstereceğini iddia ettiği bu Dünya Kupası adaylık süreci şüphesiz şimdiye kadarki en ilginç ve en çekişmeli olanıdır.

    Alınan duyumlara göre geçen hafta Kore'nin adaylıktan sorumlu yetkilisi Han Sung-joo, Zürih'te Sepp Blatter'e ülkesinin Teklif Kitabını sunmuştur.

    Açıklamasında “Kore'nin Asya'nın merkezinde ve Çin'e yakın bir konumda bulunduğunu ve futbola büyük ilgi duyulduğunu” belirtmiştir. Ve şu şekilde devam etmiştir; “Bu bağlamda Kore tüm Asya genelinde futbol coşkusunun doruklara çıkartılması için ideal bir yerdir”.

    Bu açıklamalar tabii ki çok doğru, ancak oldukça benzer tonda açıklamalar Japonya, Avustralya ve Katar tarafından da yapılmaktadır. Teklif verme planlarından vazgeçen Çin, Han'ı tarafında da belirtildiği gibi bu ticari kazanç kaynağının seçimi açısından oldukça kritik bir rol oynuyor. FIFA, 2022 Dünya Kupası için bir Asya ülkesi mi seçecek, yoksa gerçekten istedikleri Çin Dünya Kupasını mı bekleyecek?

    Bana sorarsanız bekleyecekler ve 2022 Dünya Kupasını Amerika'ya verecekler. Bu nedenle, Avustralya ve pastadan ikinci defa ısırık almak isteyen Japonya ve Kore daha uzun yıllar bekleyecek gibi görünüyor.

    FIFA'nın Güney Afrika 2010, Brezilya 2014, İngiltere 2018 ve Amerika 2022 organizasyonlarından yüksek mali kazançlar elde edeceği bir gerçektir. Bana göre FIFA, Dünya Kupasını dünya futbolunu yöneten kurum için bir kar kapısı olarak görüyor. Gerçeklerle yüzleşmek gerekirse, FIFA bünyesindeki herkes bu dilde konuşuyor. Blatter, Dünya Kupasını Afrika'ya vererek dileğini gerçekleştirdi, ancak ne yazık ki fedakarlık çok kazanç getirmiyor.

    Japonya ve Kore kısa sayılabilecek bir süre önce Dünya Kupası organizasyonuna ev sahipliği yaptı, Katar hala stadyumlarını nasıl havalandıracağını tam olarak açıklayabilmiş değil, Avustralya ise kendi A Ligini kâr ettirme yönünde halen yeteri kadar sorunla baş etmeye çalışıyor. Görüşüme göre henüz bir Dünya Kupası için hazır değiller, belki de Yeni Zelanda veya Endonezya ile ortak girişim yapmaları daha iyi olabilir.

    İngiltere, 2018 organizasyonunu aldıktan sonra (Lord Triesman’ın yol açtığı problemlere rağmen, benim tahminim bu yönde), bu durum 2022 için en güçlü aday olan Rusya'yı devre dışı bırakacak ve 12 yıl sonra gerçekleştirilecek olan Dünya Kupası için Amerika'yı tek seçenek olarak bırakacaktır.

    Amerika Birleşik Devletleri, Dünya Kupasına 1994 yılında ev sahipliği yaptı ve 24 takımın mücadele ettiği bir turnuva olmasına rağmen şimdiye kadar Dünya Kupası tarihinde en çok katılımın olduğu organizasyon unvanını koruyor. Oldukça yüksek kapasiteli stadyumlar hazır durumda, zaman dilimleri Avrupa'ya göre ayarlanabilmekte ve Amerikalılar bu işi şova dönüştürmeyi gerçekten iyi biliyorlar. Bu nedenle, Amerika en güçlü aday olarak görünüyor.

    Bill Clinton'ın partiye onursal başkan olarak katılmasıyla birlikte Amerika 2022 şimdiden ihtişamlı ve şova dönük bir organizasyon olacağa benziyor. Artık siyaset sahnesinde boy göstermiyor olabilir, ancak kendisi şimdiye kadar görev yapan Amerikan başkanları arasında hala en fazla üne ve karizmaya sahip liderdir. Bu isimlerle yola devam edildiği sürece de geçilmesi oldukça güç olacaktır.

    Asya Futbol Konfederasyonu'nun sloganında da olduğu gibi Asya, futbolun "geleceği" olabilir, ancak Asya Dünya Kupası organizasyonunun bir süre daha bekleyeceği kesin gibi gözüküyor.

  • James Eastham bu hafta sizlere Avrupa'dan güncel haberler sunuyor

    AVRUPA FUTBOLU

    Barcelona zirvedeki kulüplerin hiçbir zaman durmayacağını bu hafta bir kez daha kanıtladı. Geçen hafta sonu 99 puanlık bir rekorla ilan ettiği İspanya Birinci Ligi şampiyonluğu yetmezmiş gibi, Katalanlar başka bir rekora daha imza atarak dünyanın en iyi forvetlerinden biri olan David Villa'yı 40 milyon Euro karşılığında renklerine bağladı.

    28 yaşındaki Villa, İspanya'da tüm zamanların en çok gol atan oyuncuları listesinde Raul'den sonra ikinci sırada yer almaktadır ve aynı zamanda Euro 2008'in en çok gol atan oyuncusu olmuştur. Ayrıca, Fernando Torres sakatlığı nedeniyle bu yaz Dünya Kupasında açılış maçlarını kaçırabileceğinden ülkesi İspanya için de çok daha önemli bir oyuncu haline gelmiştir.

    Villa, geleceğiyle ilgili önemli kararı verdiğinden Güney Afrika'da futbolunu daha rahat sergileyebilecektir. Villa'nın Endülüs serüveni birçok insanın beklediğinden çok daha uzun sürdüğünden, Valencia taraftarlarının büyük bir çoğunluğu futbolcunun Katalan ekibine transfer olmasına kızamadı. Geçen yaz Real Madrid takımına transferine sıcak bakmasına rağmen, bu transfer gerçekleştirilememişti. Ancak, Valencia'da her yıl en az 16 gol ve her 1,54 maçta bir gol atarak geçirdiği beş sezonun ardından Villa, kariyerine daha büyük bir kulüpte devam etmeyi hak etmiştir. Torres, Didier Drogba, Wayne Rooney ve Samuel Eto’o gibi dünyanın önde gelen forvetleri ulusal ve uluslararası kupa kazanma şansı yüksek takımlarda birkaç sezon top koşturmuştur. Ancak, Villa bu oyuncular arasında bir istisnadır.

    Villa, Barcelona'da Major League Soccer’a her an transferi gerçekleşebilecek olan Thierry Henry’nin yaratacağı boşluğu dolduracaktır. Atlantik'in her iki tarafında da çıkan haberler Fransa milli takımının 32 yaşındaki kaptanının New York Red Bulls'a transfer olma yolunda olduğu şeklindedir. Böylece, Thierry Henry’nin uzun süredir onun için anlam ifade eden bir şehirde yaşama isteği gerçekleşmiş olacaktır. Barcelona taraftarları ise artık yaşlanmakta olan Arsenal'in eski yıldızı yerine en parlak yıllarını yaşayan, İspanya milli takımının önemli oyuncusunun takas edilmesini çoktan kabullenmiş gözüküyor.

    Ancak, Villa’nın takıma gelmesiyle Zlatan Ibrahimovic’in geleceği tartışılmaya başlanmıştır. İsveçli yıldız 12 ay önce Inter takımından transfer edildiği günden bu yana Barça'da büyük bir hayal kırıklığı yaratmıştır. Lig maçlarında toplam 16 gol kaydetmesine rağmen, birçok maçta varlık gösterememiş ve sezonun ikinci yarısında Lionel Messi ve hatta Pedro'nun gölgesinde kalmıştır. Önümüzdeki sezon ileri üçlü için birçok Barcelona taraftarı Messi, Pedro ve Villa isimlerini telaffuz etmektedir.

    Bu arada birçok gözlemci Ibrahimovic karşılığında Eto'o'yu satan Barcelona'nın 40 milyon Euro'luk bir transfer gerçekleştirmesine anlam verememiştir. Tabii ki Eto’o, takımı Inter'in Pazar gecesi Estadio Santiago Bernabeu stadyumunda oynanacak Şampiyonlar Ligi finalinde Bayern Munich'e karşı ter dökecek olması ve bu arada Ibrahimovic'li Barcelona'nın yarı finallerde Inter'e karşı elenmesi bir ironidir.

    Villa’nın takıma dahil edilmesi geçen yaz Eto’o'nun satılması ve yerine Ibrahimovic'in transfer edilmesiyle yapılan hatayı düzeltmeye yöneliktir. Bu revizyon çalışmasının bir sonraki ve son adımı Ibrahimovic'i en yüksek fiyatı ödeyen kulübe satmak olacaktır.

  • Michael Church size Japonya'dan haberleri bildiriyor.

    UZAK DOĞU FUTBOLU

    İki buçuk yıl önce Japon futbolu Asya kulüpler düzeyinde oldukça başarılıydı.

    Gamba Osaka takımı, Asya Şampiyonlar Liginde çok iyi bir performans sergilemiş ve Avustralya'nın Adelaide United takımını finalde her iki maçta da mağlup ederek kupayı ülkesine götürmeyi başarmıştı.

    Akira Nishino’nun öğrencilerinin kıta şampiyonasındaki zaferi, Asya Şampiyonlar Liginde şampiyonluğu kazanan ilk Japon kulübü olan Urawa Reds'ten 12 ay sonra gelmiştir.

    Japonya'da en çok taraftara sahip kulüp olan Urawa'nın bu şampiyonluğu, J Liginin kurulduğu 1993 tarihinden sonra Asya şampiyonu olan tek kulüp unvanına sahip Jubilo Iwata'nın 1999 yılındaki Asya Kulüpler Şampiyonası zaferinin ardından hayal kırıklıklarıyla geçen uzunca bir dönemi sona erdirmiştir.

    Kıta şampiyonluklarını ciddiye almadığı nedeniyle yoğun eleştiri alan bir ülke için bu başarılar, yalnızca bir dönüm noktası olmakla kalmamış, aynı zamanda ayakları gaz pedalına iyice bastırıp tam bir sıçrama meydana getirmiştir.

    Japonya'da profesyonel futbol hala emekleme dönemlerini yaşamasına rağmen, Asya standartlarına göre organizasyon ve finansman ve tüm düzeydeki oyuncular ve teknik direktörler için sağlanan tesisler ve imkanlar açısından ilk sıradadır.

    Ancak yıllar içerisinde Japonya'nın Asya genelinde bir başarı için çok az çaba gösterdiği algısı oluşmuştur. Çoğu zaman inançtan yoksun takımlar ve teknik direktörler bölgesel şampiyonlara isteksiz bir şekilde katılmış ve turnuvalardan daha ilk karşılaşmalarda elenmiştir.

    Ancak, Urawa bu gidişe çarpıcı bir şekilde son vermiş ve taraftarını da arkasına alarak Saitama Stadyumunda Asya'nın en iyisi unvanını kazanmıştır. Urawa’yı daha sonra Gamba takımı takip etmiş, Yasuhito Endo'nun orta sahada gösterdiği inanılmaz performans ve Brezilyalı forvet Lucas'ın attığı gollerle Osaka'lılara şampiyonluğu getirmiştir.

    Ancak geçen yıl1998 yılından sonra ilk defa Tokyo'da gerçekleştirilen finale ironik olarak hiçbir Japon takımı yükselememiştir. Nagoya Grampus takımının da nefesi yetmemiş ve Suudi Arabistan'ın Al Ittihad takımına karşı yarı finallerde elenmiştir.

    Bu yıl durum daha da kötüleşmiş ve hiçbir Japon takımı varlık gösterememiştir.

    Sanfrecce Hiroshima ve Kawasaki Frontale takımları daha turnuva gruplarındayken elenmiş ve J Liginin son üç sezonunun şampiyonları Gamba ve Kashima Antlers takımları geçen hafta oynanan ikinci tur karşılaşmalarında sırasıyla Suwon Bluewings ve Pohang Steelers takımlarınca şampiyona dışına itilmiştir.

    J Liginde sürekli olarak başarılı sonuçlara imza atan Kashima takımı ACL'deki beklenmeyen başarısızlığını devam ettirmiş ve kıta düzeyinde bir rekabete henüz hazır olmadığını göstermiştir. Bu sonuçlar, kulüplerin geçmişte olduğu gibi uzağı görmekte zorlandığının ve dar bir lige sıkıştığının kanıtıdır.

    Suwon, Pohang, Seongnam Ilhwa ve Jeonbuk Motors takımlarının aldığı başarılı sonuçlar, sekiz çeyrek finalistten dördünün Güney Kore takımlarından oluşmasını sağlamıştır.

    Güç dengesi, Japon kulüplerinin Kore futboluna karşı 2007 ve 2008 yıllarında kazandığı başarılarla doğu Asya'ya doğru kaymıştır. Ancak, son yıllarda K Ligi takımları çıtayı yükseltmeyi başarmıştır, Japon futbolu ise hala bu başarısızlığın nedenine bir yanıt aramaktadır.

    Japon kulüplerinin tekrar kıta piramidinin tepesine tırmanması için uzun bir revizyon döneminin yaşanması gerekiyor.

  • James Eastham size Amerika kıtasından en güncel ve en önemli haberleri sunuyor.

    LATİN AMERİKA FUTBOLU

    Diego Maradona açıklama yaptı. Arjantin, Dünya Kupasına katılan rakipleri arasında yetenekli golcü oyuncu açısından en şanslı takım, ancak 23 kişilik kadroyu kurmakla görevlendirilen teknik adam kimlerin finallere gideceği konusunda kararını vermiş görünüyor.

    Geçen hafta gerçekleştirilen bir röportajda Maradona, Lionel Messi (kesinlikle sürpriz değil), damadı Sergio Aguero, Real Madridli golcü Gonzalo Higuain ve Carlos Tevez'in Güney Afrika'ya gidecek uçakta olacaklarını açık bir şekilde ifade etti. Bu açıklamanın ardından tek bir golcü kontenjanı kaldı: şu anda oldukça formda olan, Interli forvet Gabriel Milito ile Boca Juniors'un veteran golcüsü Martin Palermo en güçlü adaylar olarak gösteriliyor.

    Maradona, Arjantin menajerliğine getirildiği tarihten bu yana sürekli olarak verdiği kararlar konusunda eleştirilmesine rağmen, forvet seçimi konusunda neredeyse hiç eleştiri almadı. Söz hakkım olsaydı, Lyon takımının zeki ve agresif oyuncusu Lisandro Lopez'i önerirdim. Takımını tarihinde ilk defa Şampiyonlar Ligi yarı finallerine taşıyan bu oyuncunun hiç değilse milli takım forvet adayları arasında geçmesi gerekiyordu, ancak kontenjanlar gerçekten çok kısıtlı. Geçen haftaki röportajdan anlaşıldığı kadarıyla, Maradona'nın takım seçimi sonucunda dünyanın en iyi forvet oyuncularından bazıları finalleri evinde izlemek zorunda kalacak.

    Lisandro ve büyük olasılıkla Milito Güney Afrika'ya giden oyuncular arasında olmayacak ve bu da aslında Arjantin milli takımının hücum gücünün ne kadar kuvvetli olduğunun bir kanıtı. Dünya Kupasına katılan diğer takımların ne yazık ki böyle zengin bir seçim yapma şansı bulunmuyor! İngiltere milli takımında rakipsiz Wayne Rooney ve uluslararası gol oranları inanılmaz derecede yüksek olan Peter Crouch dışında Jermain Defoe ve Emile Heskey şimdiye kadar ulusal turnuvalar dışında çok az varlık gösterebildi. İtalya, Christian Vieri'nin veliahdını ararken, İspanya milli takımı tüm ihtişamına rağmen Fernando Torres'in dizinden geçirdiği sakatlık nedeniyle altı hafta futbol oynayamayacağı haberi karşısında oldukça gerildi. Liverpoollu golcü oyuncu ve forvetteki ortağı David Villa olmakla olmamak arasında yapılmış bir seçim olarak değerlendiriliyor.

    Durum Fransa'da daha da vahim: Yunanistan Ligi gol kralı Djibril Cisse (Panathinaikos) Dünya Kupasına çağrıldı, ancak Horozlar arasında bu sezon kendi liginde 12 ve üzeri gol atmış hiçbir oyuncu bulunmuyor. Benzer şekilde, formda forvet oyuncusu sıkıntısı Almanya'da da güçlü şekilde hissediliyor.

    Arjantin için ise durum gerçekten farklı. Milito da takıma seçilirse, Arjantin milli takımının beş forvet oyuncusu bu sezon Avrupa'nın en kuvvetli üç liginde toplam 105 gol atmış ve atmaya devam ediyor olacak. Aguero dışındaki tüm oyuncular şimdiden 20 gol sınırını geçti bile. Şu anda dünya üzerinde bu rakamların yanına bile yaklaşabilecek bir takım bulunmuyor.

    Tabii ki Diego bizimle kafa buluyor da olabilir. Onu tanıyanlar, blöf yapıyor olabileceğini düşünebilir: aslında henüz kesin kararını vermemiş olabilir. Ancak, kararını vermemiş olsa da durum farklı olmayacaktır. Arjantin milli takımının, seçim yapabileceği çok sayıda, inanılmaz yetenekli golcüsü bulunuyor. Maradona'yı acımasızca eleştirenler dahil, herkes teknik adamın yanlış yapamayacağı tek konunun forvet seçimi olduğu konusunda hem fikir.

  • Jesse Fink Asya muhabirimiz, size Asya futbolundan haberler sunuyor.

    ASYA FUTBOLU

    Kısa bir süre önce Katar'ın başkenti Doha'da çekilen Asya Kupası kurasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Yaygın kanıya göre geçen yılın şampiyonu Irak, Kuzey Kore, Birleşik Arap Emirlikleri ve İran'ın bulunduğu D Grubu "Ölüm Grubu" olarak nitelendiriliyor (bu arada, şimdiye kadar bu nitelendirmenin yapılmadığı bir grubun yer aldığı herhangi bir turnuva hatırlıyor musunuz?) ve bu gruptaki her takımın şansının eşit olduğu düşünülüyor. Ancak, en büyük sürpriz C grubundan çıkabilir. Asya'nın en iyi iki takımından birinin, yani Avustralya veya Güney Kore'nin, Körfeze konuk olan takımlara karşı her zaman şaşırtıcı sonuçlar alan Bahreyn tarafından daha ilk turdan turnuva dışına gönderilmesi ihtimali oldukça yüksek.

    Bahreyn, Wellington'da oynanan ve Sayed Mohammed Adnan'ın maçı uzatmaya götürebilecek penaltı atışını kaçırdığı, Dünya Kupası elemeleri play-off maçında Yeni Zelanda'ya karşı talihsiz bir yenilgi almıştı ve bu turnuvayla kaybettiği itibarını yeniden kazanmayı hedefleyecektir.

    Bahreyn milli takımı 2006 yılından bu yana Avustralya ile karşılaştığı dört maçta da yenildi, ancak Körfezdeki son maçta, 2008 yılının Kasım ayında Manama'da oynanan Dünya Kupası eleme maçında Avustralyalılar son dakikada attıkları golle maçı 1-0 kazanmıştı ve hak etmedikleri halde ülkelerine mutlu dönmüşlerdi. Güney Kore ile Bahreyn arasında oynanan maçlarda Güney Kore'nin 15'e karşı 2'lik bir üstünlüğü bulunuyor. Ancak, Bahreyn'in bu iki galibiyeti de Endonezya'nın başkenti Cakarta'da oynanan Asya Kupalarında gelmişti ve son olarak iki takımın Şubat 2009 tarihinde Dubai'de karşı karşıya geldikleri maç 2-2 beraberlikle sonuçlanmıştı.

    Bu da Bahreyn'in özellikle Avustralya ve Doğu Asya takımlarının nadiren başarı gösterdiği Orta Doğu'da büyük takımlara kök söktürdüğünü gösteriyor. Ayrıca, Bahreyn'in Kasım ayında Yemen'de düzenlenecek Körfez Kupasında oldukça önemli bir maç deneyimi elde edeceği unutulmamalıdır.

    Saygı duyduğum bir meslektaşım olan, futbol yazarı Mike Tuckerman hafta içinde Avustralya'da yayınlanan bir köşe yazısında teknik direktör Pim Verbeek'in ayrılmasıyla Dünya Kupasından sonra yaşanacak boşluk, takımdaki bazı önemli oyuncuların futbolu bırakması ve Kupanın Avrupa ulusal liglerinin ikinci yarısıyla çakışması nedeniyle Avustralya'nın Avrupa'da top koşturan yıldız oyuncularının turnuvaya gelemeyeceği gerçeği dikkate alındığında, Avustralya'nın kupada işinin kolay olmayacağını yazdı. Avustralya'nın aksine, güçlü Asya milli takımlarının büyük çoğunluğunun Avrupa kulüplerinde oynayan, parmakla sayılabilecek kadar az sayıda oyuncusu olduğundan, bu takımlar bu tür problemlerle uğraşmak zorunda kalmayacaktır.

    İçimden bir ses Avustralya'nın bir taraftan 2014 Brezilya için güçlü bir takım oluşturmak, diğer taraftan Asya Futbol Konfederasyonunun güçlü bir üyesi olarak görünmesini sağlayacak, yeni bir kadro deneyeceğini ve bu nedenle bir veya iki yıldızını Kupaya getireceğini söylüyor. Ancak, Avustralya'nın gruptan çıkacağı konusunda emin değilim. Bahreyn teknik direktörü Milan Macala şu düşüncesinde ısrarlı; “Şu anda hiçbir favori yok ve herhangi bir grup için en güçlü veya en zayıf grup değerlendirmesini yapmak yanlış olur. Her grupta tehlikeli takımlar var ve ilk gruplardan hangi takımların çıkacağının tahmin edilmesi çok zor gözüküyor.” Ayrıca, Avustralya milli takımının kadro sıkıntısından da şu şekilde söz etti: “Tam kadro mücadele edemeyebilirler.”

    Bu düşünceye katılıyorum. Avustralyalıların turnuvadaki şansları düşük görünüyor, ancak henüz bahis oranlarına yansımamış durumda, dolayısıyla bu bahisler değerlendirilebilir. Tüm Asya Kupası maçlarında olduğu gibi bu Kupayı da SuperBahis'ten takip edebilirsiniz.

  • James Eastham bu hafta sizlere Avrupa'dan güncel haberler sunuyor

    AVRUPA FUTBOLU

    Avrupa'nın önemli turnuvalarında henüz sonuçlar belli değil. Kıtanın en üst seviyedeki liglerinde şampiyonluk yarışları hala devam ediyor ve Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligleri finallerine daha bir ay var. Ancak, medya dikkatini önümüzdeki yaz gerçekleşmesi beklenen teknik direktör değişikliklerine yöneltmiş durumda.

    Geçen hafta İngiltere'de çıkan haberlere göre Sir Alex Ferguson önümüzdeki sezon sonunda emekliye ayrılıyor. Bu haberler Manchester United menajeri tarafından oldukça hızlı bir şekilde yalanlanmasına rağmen, İngiliz günlük gazeteleri 25 yıldır Old Trafford'a teknik direktör olarak çıkan bu adamın yerine kimlerin gelebileceği konusunda spekülasyonlara başladı bile. Bir gazete Ferguson'un kendisi gibi İskoç olan ve sekiz yıldır Everton takımında başarıyla görev yapan David Moyes'i veliahdı olarak gördüğünü yazarken, diğer gazeteler teknik direktörlüğe en yakın ismin Aston Villa'yı çalıştıran Martin O’Neill olduğunu yazıyor.

    United'ın bir sonraki patronunun kim olacağı konusunda söz açıldığında sık sık telaffuz edilen ve bahis listelerinin başında olan bir diğer isim de Jose Mourinho. Inter menajeri, kalan dört hafta içerisinde oldukça başarılı işler çıkardığı takımını 1965 yılından bu yana hem Seria A şampiyonu, hem de Şampiyonlar Ligi (o tarihte turnuva Avrupa Kupası olarak adlandırılıyordu) şampiyonu yaparsa İtalya'da yapacak çok az şeyi kalacak, ancak İngiliz gazetelerinin “Seçilmiş Kişi” bir gün Premier Lige geri dönecek kehaneti konusunda az da olsa şüpheler var.

    Ancak, başarılı teknik adamın bir sonraki seyahatinin İngiltere'ye değil de, bir diğer Akdeniz Ülkesi olan İspanya'ya olacağına iddiaya girerim. Fergie, Old Trafford'ta iki yıl daha görev yapacaksa, Mourinho'nun arzu ettiği Old Trafford görevi 2012 yılına kadar bekleyecek demektir. Peki bu durumda İngiliz gazeteleri Mourinho'yu hangi takıma gönderecek? Liverpool mu? Böyle bir karar çok şaşırtıcı olurdu. Chelsea mi? Zaten daha önce çalıştırdığı bir takım. Manchester City ve Arsenal'deki teknik direktörlük koltuklarının uzunca bir süre boşalması beklenmiyor.

    Inter bu sezon Şampiyonlar Ligi kupasını kaldırırsa, artık kazanılabilecek başka bir başarı kalmayacak ve Mourinho, FC Porto takımını altı yıl önce aynı turnuvada şampiyonluğa taşıdıktan sonra yaptığı gibi büyük ihtimalle takımdan ayrılacaktır. Bu da başarılı teknik adamın Real Madrid'in başına geçmesi için oldukça doğru bir zamanlama.

    Mourinho, Real'in yıldız oyuncusu Cristiano Ronaldo'nun şimdiden onayını aldı. Ronaldo'ya göre: “O çok özel bir teknik direktör. Dünyanın en iyilerinden biri olduğunu kanıtlamış durumda, zirvede olduğundan ve karakterinden dolayı bazı insanlar sevmeyebilir, ancak kesinlikle özel bir insan. Onu çok iyi tanıyorum. Ve çok seviyorum. Karakterini de biliyorum, kesinlikle kaybetmeye tahammülü olmayan bir adam.”

    İspanya'nın başkentinde çalışma fırsatı, birkaç defa farklı zamanlarda Avrupa'nın en büyük üç ligi olan İngiltere, İtalya ve İspanya liglerinde şampiyonluk kupası kaldıran ilk teknik direktör olmak istediğini açıklayan bir kişinin kaçırmaması gerekir. Mourinho’nun bu başarının ardından ise son durağı kendi ülkesi olacaktır. İki tanesi bitti, geriye iki tane kaldı. “Real Madrid'in bir sonraki hocası kim olacak?” bahsi açılırsa, artık oynayacağınız kişiyi biliyorsunuz sanırım.

  • Michael Church size Japonya'dan haberleri bildiriyor.

    UZAK DOĞU FUTBOLU

    Adil bir dünyada Bob Houghton'dan bir efsane olarak bahsedilmesi ve hatta bu göçmen İngiliz’i kısa bir süre ağırlama ayrıcalığına sahip olmuş ülkelerde kahraman ilan edilmesi gerekir.

    Suudi Arabistan'dan Çin'e ve bu iki nokta arasındaki daha birçok ülkede çalışmış olan, Fulham'ın bu eski orta saha oyuncusu, oldukça uzun teknik direktörlük kariyeri boyunca karizmasını ve beyefendiliğini her zaman Asya genelinde futbolcuların en iyi performansını ortaya çıkarmak için kullanmıştır.

    Şu anda Hindistan milli takımının başında olan Houghton, yalnızca çalıştırdığı takımın seviyesini yükseltmekle kalmıyor, aynı zamanda kriket aşığı bu ülkedeki birçok insanı bu muhteşem sporun ince tarafları hakkında eğitiyor.

    İki yıl önce Asya Challenge Kupasında aldığı bir galibiyetle takımını 1984 yılından bu yana ilk defa Asya Kupası finallerine taşıyarak şu ana kadar oldukça başarılı bir performans sergiledi.

    Ancak, Hindistan'daki bu başarısı İsveç takımı Malmo'yu 1979 yılında Avrupa Kupası finaline taşıyarak ün kazanan bu adamın kariyerini takip edenler için biraz sürpriz oldu.

    Tüm başarılarına rağmen, inkar edemeyeceği pişmanlıkları da yok değil. 1990'lı yılların ortalarında inanılmaz derecede yetenekli İran takımını çalıştırma fırsatını değerlendirmeyen teknik adam büyük olasılıkla hala pişmanlık duyuyordur.

    Bu süre zarfını hala hayranlıkla hatırlandığı ve nelerin yapılabileceğini veya yapılması gerektiğini düşünen Çin'de geçirmiştir.

    Houghton'un çok gönüllü olmasa da Çin milli takımındaki teknik direktörlük görevinden Sydney Oyunlarına katılmaya çalışan Olimpik takımın başına geçmek üzere ayrılmasının ardından 10 yılı aşkın bir süre geçti.

    Ulusal takımdan ayrılarak 23 yaş altı bir takımın başına geçmek, bir çeşit vefa borcu, A milli takımda başardığı büyük işler nedeniyle Çin yetkilileri tarafından verilen bir ödül olarak görülüyordu.

    O tarihte Olimpiyatlara katılmak Çin Futbol Federasyonu için her şeyden önce geliyordu ve Houghton, Federasyonun koşulsuz güvendiği tek adamdı.

    Ancak, elemeler sonunda hem Houghton, hem de Çin milli takımı için bunun yanlış bir karar olduğu anlaşıldı.

    Bahreyn ve Güney Kore ile berabere kalan, Seul'deki açılış maçını kaybeden ve rakipleriyle kendi evinde, Shanghai'da yine berabere kalan Çin Olimpik takımı ilerleme umutlarını tamamen kaybetti.

    Sonuç olarak, Olimpik takımı Sydney oyunlarına katılamadı ve fatura Houghton'a kesildi.

    Çin futbolu, ülke futboluna istikrar getirmiş ve soğukkanlı ve profesyonel yaklaşımı sayesinde oyuncularına daha önce eksik olan bir özgüven aşılamış bir teknik direktörü kaybetmiş oldu. Hao Haidong, Fan Zhiyi ve Ma Mingyu gibi yetenekli oyunculardan kurulu bir takım kesinlikle teknik açısından eksik değildi, ancak kendilerine olan inançları konusunda eksiklikleri vardı.

    Daha sonra teknik direktörlük görevine Bora Milutinovic getirilmiş ve kurnaz Sırp hoca da bu yetenekli takımın ve Houghton'tan miras kalan sağlam bir altyapının meyvelerini topladı ve takımı tarihinde ilk ve son defa Dünya Kupası finallerine taşıdı.

    Ancak, tarihinde ilk defa 2002 yılında Güney Kore'de katıldığı finallerden üç yenilgiyle ayrılan Çin milli takımı daha sonra hiçbir zaman eskisi gibi olamadı. Dünyanın bu en kalabalık ülkesinde bir zamanlar umut vaat eden futbol şu anda kaderine terk edilmiş durumda. Her gün yeni bir kriz çıkıyor ve takım tam toparlanmaya başlamışken başka bir skandalla sarsılıyor.

    Çin milli takımı geleceğini kurtarmak için bir adım atabilir, ancak futbol hakkında neredeyse hiç bilgisi ve deneyimi olmayan insanlardan oluşan bir federasyonla ülkenin şansı oldukça düşük gözüküyor.

  • James Eastham size Amerika kıtasından en güncel ve en önemli haberleri sunuyor.

    LATİN AMERİKA FUTBOLU

    Carlos Tevez geçen yaz Manchester United’ı bıraktığında, kendisine gerçek değeri verecek ve kendisini tam olarak ifade edebileceği bir yer arayışındaydı. İstediğini de elde etti.

    Geçen Pazartesi gecesi Tevez, 13 dakikaya 3 gol sığdırarak Wigan Athletic karşısında oyunu 0-0’lık bir beraberlikten, Manchester City lehine 3-0’lık bir galibiyete çevirmeyi başardı. Geçtiğimiz Cumartesi akşamı mücadeleci Burnley’in vuruşu ile başlayan karşılaşmada, topu ağlarla tekrar buluşturdu ve City’nin inanılmaz 6-1’lik galibiyetinde 3 gole imza attı. Bu, oyuncunun 2009-10 sezonundaki 26. golü ve tek bir sezonda elde ettiği en yüksek gol sayısı.

    Tevez, yeni bir yer arayışıyla Old Trafford’u bıraktığında Manchester United taraftarları oyuncunun gidişini görmekten üzgündü. Taraftarlar bir şekilde Tevez’in Cristiano Ronaldo ve Wayne Rooney’nin gölgesinde yürekten ve sabırlı bir şekilde kendileri için sergilediği oyunu takdir ediyordu. Kulüpte kiralık olarak bulunduğu iki sezon boyunca Tevez 49 lig maçına başladı ve 14 maçta da yedek kulübesinde yer alıp toplam 19 gole imza attı. Bu istatistikler takım için Ronaldo ve Rooney’den daha az önem taşıdığını gösteriyor; ayrıca United’ın onunla kalıcı bir sözleşme imzalamak için çok uzun süre beklemesi de her şeyin üzerine tuz biber ekti.

    Tevez’in tam olarak ne tarz bir oyuncu olduğu ile ilgili her zaman bir soru işareti vardı. Ufak tefek, tıknaz ve güçlü bir forvet olan oyuncu takım arkadaşları için şans yaratıyor, ancak Dennis Bergkamp ya da Roberto Baggio gibi geleneksel derinlemesine uzanan forvet oyuncularından daha düşük verimle oynuyor. Gol atıyor ancak Fernando Torres ya da Didier Drogba ile aynı sayıda değil. Tevez hakkındaki genel düşünce United’da iki yılda dolan süresi boyunca her konumda bir şekilde yer bulduğu ancak bunlardan herhangi birine tam olarak hakim olmadığı yönünde.

    Buna rağmen Tevez’in değeri City’ye transferinden sonra artmaya başladı. Togo takım otobüsünün Afrika Ulusal Kupası öncesi Angola’da saldırıya uğramasından ve Roque Santa Cruz’un neredeyse tüm sezonu yedek kulübesinde geçirmesinden dolayı Emmanuel Adebayor’un anlaşılır şekilde normalden daha etkisiz oynadığı bir sezonda, Tevez, yalnızca tutumu ve çabası ile tılsımlı bir figür olarak ortaya çıkmakla kalmadı, ayrıca tam bir gol makinesi olarak diğerleri ile karşılaştırılıyor. Sezonun en iyi oyuncusu için övgüler dağıtıldığında, Tevez de Rooney ve Drogba ile birlikte podyumda yerini alacak.

    Geçtiğimiz Temmuz ayında, Sir Alex Ferguson Tevez hakkındaki görüşlerini açıkladı: “Bana göre değeri  25 milyon sterlin değildi. Taraftarlar arasında popülerdi. Taraftarlar bir kahraman bulmuştu ve benim açımdan doğru kişi olduğu sürece hiç sorun yoktu ama bu çok açık; değeri “25 milyon” değildi. Bu, Dimitar Berbatov’a 31 milyon sterlin harcayan birinin yorumu. Geçtiğimiz Cumartesi, United, sakat Rooney olmadan, evinde Chelsea’ye 2-1 yenildi. Bu yenilgi, Premier Lig yarışında muhtemelen Chelsea’nin kesin liderliği lehine oldu. Aynı karşılaşmada Berbatov, United’ın en çok hayal kırıcı oyuncularından biriydi.

    Birkaç saat sonra Tevez’in golü Burnley ağlarını havalandırdı. Şunu sormak gerekiyor, yoksa Ferguson geçen yaz yanlış oyuncuyu mu sattı?

  • Jesse Fink Asya muhabirimiz, size Asya futbolundan haberler sunuyor.

    ASYA FUTBOLU

    Yükselen huzursuz seslerle birlikte Ulusal Futbol Kongresi, “Endonezya Futbol Federasyonu'nun ülke futbolunu geliştirmesini hedefleyen yedi öneri” üzerinde fikir birliğine vardı. Ancak, maalesef bu önerilerin hiçbiri, bariz şekilde Endonezya futbol tarihinin en kötü 12 ayı olarak tanımlanan bir dönemde, PSSI başkanlığı görevini yürüten Nurdin Halid'in işine yaramadı. Hiçbir galibiyet alamayan, Asya Kupası'na kalamayan ve SEA Oyunlarında Laos'a karşı kaybeden bir milli takım, 2022 Dünya Kupası adaylık sürecini de büyük ölçüde zedelemiştir. Ancak, Endonezyalı holiganlar arasında git gide artan şiddet ve Persipura Jayapura takımının Asya Şampiyonlar Ligi'nde uğradığı hezimet daha da utanç vericidir.

    Bu tarihe kadar Endonezya Süper Ligi şampiyonu, Changchun Yatai takımı karşısında alınan 9-0'lık hezimet de dahil dört maçta kalesinde 21 gol gördü. Ancak Halid'e göre her şey yolunda gidiyor. “2003 yılında başkan olarak seçildiğimden bu yana, FIFA'ya uyumlu yeni kural ve tüzüklerin yürürlüğe konması gibi PSSI'da birçok reforma imza attım..” Ne büyük bir saçmalık! Ticaret hayatında gümrük ihlalleri nedeniyle hapis cezası almış bir adamın kulağından tutulup kurumdan atılması gerekiyor. Hem de hemen!

    Endonezya gibi futbola meraklı ve büyük potansiyele sahip bir ülke dünya sıralamasında 138. sıradaki yerini hiç hak etmiyor. Sıralamada bir posta pulu büyüklüğünde bir ülke olan Barbados'un bile altında yer alıyor. Bir takımadalar bölgesi olan Maldivler'in ise bir sıra önünde bulunuyor. Ancak, hatırlatmakta fayda var: Endonezya'da 230 milyon insan yaşıyor. Maldivler'de ise yalnızca 385.000 kişi yaşıyor ve çok yakında suyun altında futbol oynamak zorunda kalacaklar. Bu durumdan memnun olmak imkansız. Ayrıca, Persipura’nın ACL'deki içler acısı performansı düşünüldüğünde tek temsilcilerinin de Asya'nın en büyük kulüpler kupasına yakında veda etmesine kesin gözüyle bakılıyor. Bana kalsa, Asya futbolunun imajına zarar vermemesi için tüm Endonezya takımlarını turnuvalardan çıkartırım. Ancak, bunların hiçbiri gerçekleşmeyecek, çünkü PSSI, FIFA başkanı Sepp Blatter'i devirmeyi amaçlayan Asya Futbol Konfederasyonu başkanı Mohamed bin Hammam için politik açıdan son derece önemli. Ancak, yine de bir şeylerin değişmesi gerekiyor. Fiziksel olarak Endonezya'nın yanında çok küçük kalan Singapur futbola gelince komşusunun yanında adeta dev gibi kalıyor.

    Tayland takımı Muanthong United ile karşılaştığı playoff elemesinden çıkan Singapore Armed Forces takımı bu sezon ACL'nin parlayan yıldızı oldu ve oynanan dört maçın sonunda liderle arasında yalnızca bir puan fark vardı. Ancak yine de Suwon Samsung, Bluewings, Henan Construction ve Gamba Osaka gibi büyük takımlar karşısındaki mücadelesiyle göz doldurmayı başardı. Oynadığı dört maçta kalesinde dokuz gol görürken, Persipura takımı bu kadar golü yalnızca tek bir maçta yemeyi başardı! Singapur Futbol Federasyonu, FAS'ın bu hafta kamuoyuna duyurulacak beş yıllık Strateji Planıyla kendini geleceğe hazırlayacak bir vizyona sahip olması şaşırtıcı değildir. Ancak, Endonezya'nın karşı karşıya kaldığı durumun tersine, bu ülkedeki gelecek umudu gerçekten güçlü şekilde hissediliyor. FAS başkanı Zainudin Nordin şu açıklamada bulundu; “Singapur futbolu doğru yolda ve biz de doğru istikamette yol alıyoruz”. Bu sözlerinde gerçekten çok haklı. Övgüye değer bir ACL performansı. SEA Oyunlarında bronz madalya. Asya ve Dünya Kupası elemelerinde ön plana çıkan bir takım. Ve rüşvet ve şiddetten arındırılmış bir lig. Endonezya, Singapur'a göre 57 kat daha kalabalık, 3000 kat daha geniş ve beş katı daha yüksek bir Gayri Safi Milli Hasılaya sahip. Bir şeylerin ters gittiği çok açık. Artık, gerçekten Halid'in gitme zamanı geldi.

  • James Eastham bu hafta sizlere Avrupa'dan güncel haberler sunuyor

    AVRUPA FUTBOLU

    İngiltere Premier Ligi’nde kalan beş maçı ile Liverpool altıncı sırada yer alıyor ve kutsal dördüncü sıra ile arasında dört puanlık bir fark var. Rafa Benitez, taraftarlara Mighty Red’lerin Şampiyonlar Ligi’nde yer alacağına dair söz verdi, ancak bu söz giderek inandırıcılığını kaybediyor.

    Manchester City (4. sırada) ve Tottenham (5. sırada), yalnızca kağıt üstünde Liverpool’dan daha fazla puana sahip değil, aynı zamanda oyunlarına da hakimler. City’nin Burnley’de geçen hafta sonu elde ettiği efsanevi 6-1’lik galibiyet takımı 59 puana taşırken, Spur’lar onları yalnızca bir puan geriden takip ediyor. Yani Liverpool kalan beş karşılaşmasını kazansa bile – ki 1 Mayıs'taki Chelsea maçı düşünülürse bu gerçekten önemli bir başarı olur – City, kendi tarafında kalan altı maçından 12 puan alarak yine de dördüncü sıra mücadelesinden kazanan taraf olarak çıkabilir.

    Ligi beşinci sırada tamamlamak Benitez için ne anlama geliyor? İspanyol teknik adam şüphesiz bu sezon Tanrının kendisine karşı mücadele ettiğini savunacak ama bu mazeret yalnızca sağlam Benitez destekçileri dışındaki herkesten biraz kredi kazanmasını sağlayacaktır. Teknik adam kendi şüpheli oyuncu yönetim tarzının, Liverpool kulüp sahiplerinin büyük mali desteğine rağmen birinci sınıf bir ekip oluşturamamasının ve kararsız takım seçimlerinin kurbanı.

    Bir bakıma Benitez’in Albert Rieira ile çekişmesi, Anfield’da her şeyin yönetimi altında yanlış gitmesini karakterize ediyor. İspanyol kanat oyuncusu, bir İspanyol radyo istasyonuna verdiği  röportajda Benitez’in yönetim tarzını, özellikle de ikili arasında neredeyse hiç olmayan iletişimi masaya yatırdı. Benitez, buna tepki olarak Rieira’yı takımdan çıkardı ve oyuncunun CSKA Moskova’ya 6 milyon sterlinlik olası satışından söz etmeye başladı. Yani, birçok taraftar Benitez’in neden kanat oyuncusuna ilk başta imza attığı hakkında kafa yormayı bırakmışken, küçük bir kayıp için kulübü bırakmaya dair başka bir Benitez şarkısı dönmeye başladı.

    Liverpool taraftarları, doğal olarak bu sezonun ilk dördün altında tamamlamanın amansız bir düşüşün başlangıcına işaret edebileceğinden  endişeleniyor. Manchester City, Kızılların yalnızca rüyalarında görebileceği zenginlikler sahip; Harry Redknapp, Tottenham’da Benitez’e parasının çoğunu boşa harcadığını gösteren bir takım kurdu ve Aston Villa’nın önümüzdeki bir kaç yıl boyunca ilk dört iddiasını sürdürmeye yetecek sayıda genç İngiliz oyuncusu var. Liverpool, Benitez’in göreve başladığı 2004-05 sezonunda lig maratonunu ilk dördün dışında tamamladığında, patlama Şampiyonlar Ligi’nin kazanılmasıyla önlenmiş ve Liverpool, rekabet yokluğundan yararlanıp sonraki sezonda tekrar ilk dörtte kendine bir yer bulmuştu. Ancak senaryo bu sefer oldukça farklı.

    En ezici darbe Fernando Torres’in ayrılması olabilir. İspanyol teknik adam şimdiye kadar bu sezonun sonucu ne olursa olsun Anfield’da kalacağını söylüyordu, ancak genel görüş dünyanın en büyük forvetlerinden birinin Şampiyonlar Ligi’nde oyun vaat etmeyen bir kulübe sadık kalmasının çok inandırıcı olmayacağı yönünde. Kendinize bir sorun; onun kalitesindeki kaç oyuncu ikinci sıradaki bir takımda top koşturur. David Villa ve…. Eh başka da yok galiba.

    Ne taraftan bakarsanız bakın Benitez’in Anfield devrinin sona erdiğine şahitlik ediyoruz. İster kalsın ve takımın düşüşünü yönetsin, ister gitsin ve yerine başkası gelip, enkazı toparlayarak parçaları tekrar bir araya getirmeye çalışsın. Böyle bir görevi en kötü düşmanım için bile dilemezdim.

  • Michael Church size Japonya'dan haberleri bildiriyor.

    UZAK DOĞU FUTBOLU

    Dört maç oynandı ve Güney Kore’nin dört temsilcisi hali hazırda Asya Şampiyonları Ligi ikinci turunda yerlerini belirledi.

    Seongnam Ilhwa, Suwon Bluewings ve Jeonbuk Motors yanı sıra Japonya şampiyonu Kashima Antlers, sorun yaşamadan son 16’ya giden yolda güvenli bir mesafe kat ettiler, grup maçlarının kalan iki turuna yükseldiler.

    Savunma şampiyonu Pohang Steelers’ın Çin’in Shandong Luneng ekibini geçen hafta grup etabının dördüncü turunda mağlup ederek art arda üçüncü kez kazanmasıyla, dört Kore ekibinin de sonraki etap şansı arttı.

    Koreliler uzu süredir Asya’da kulüp oyunlarının ustası kabul ediliyor, 1990’ların sonunda ve 2000’lerin başında bir egemenlik döneminin keyfini süren ülke son birkaç sezonda yeniden şaha kalktı.

    Seongnam Ilhwa, Aralık 1995’te Suudi Arabistan’ın Al Nassr ekibini Riyad’da uzatma dakikalarında mağlup ederek artık devam etmeyen Asya Kulüpler Şampiyonası’nı kazandı ve on yıldan uzun süredir kıta kulübü unvanını hak kazanan ilk Kore kulübü oldu.

    Gerçi o zamandan beri K-League, kıta şampiyonasına iki Kore kulübü arasında oynanan 1997 ve 2002 finallerindeki dokuz etkinlikte en az bir finalist çıkardı.

    Pohang Steelers, ilkinde Kuala Lumpur’daki finalde Ilhwa’yı yenerek 1997 ve 1998’de arka arkaya unvanları kazandı; ardından Suwon, ikinci zaferlerinde ikinci sıraya yerleşen yurttaşları Anyang Cheetahs’ı yenerek 2001 ve 2002’de kupayı aldı.

    Asya Şampiyonlar Ligi’nin başlamasıyla birlikte küçük bir duraksama dönemi boyunca kıtadaki oyun gücü dengesinde batıya doğru bir kayma gözlendi; Birleşik Arap Emirlikleri’nden Al Ain ve Suudi Arabistan’dan Al Ittihad, Jeonbuk, Korelileri 2006’da tekrar zirveye çıkarmadan önce ilk üç sırayı aralarında paylaştı.

    Jeonbuk’un galibiyeti, doğudaki kulüpler için başarıyla geçen uzun bir dönemi başlattı, Japon ikili Urawa Reds ve Gamba Osaka başı çekti, ardından Pohang, geçen yıl Tokyo’da Al Ittihad’ı yenerek üç ayrı etkinlikte Asya şampiyonu olan ilk kulüp oldu.

    Şimdi dört Kore kulübü 2010’daki yarışı sürdürsün ya da sonlandırsın, devam eden K-League hakimiyetleri hiç olmadığı kadar yüksek.

    Peşlerinde gelen tek ülke ise Çin gibi görünüyor; ülkenin kulüpleri, dünyanın en kalabalık ulusunda kulüp oyunu için bir standart haline gelen mücadele tarzına geri dönmek için yarışma başlangıçlarına makul harcamalar yapıyor.

    İlk kez sahneye çıkan Henan Jianye elenirken Shandong Luneng ve Changchun Yatai sonraki tura geçmeyi başardı. Yalnızca Çin Süper Lig şampiyonu Beijing Guoan, yarışın şimdiye kadarki grup etaplarında göz doldurdu.

    Ayrıca Japonlar da var. Kashima ilk etapta esti savurdu, ayrıca Seongnam ile birlikte şimdiye kadarki dört maçını kazanan iki ekipten biri oldu.

    Sanfrecce Hiroshima, kıta düzeyinde devam etme şansı bulurken Kawasaki Frontale ve Gamba Osaka’nın motorları iflas etti.

    Batıda tek İran ekibi olan Zob Ahan, kendisini nakavt turlarına çekmeye çalışan Özbek ekibi Bunyodkor’a büyük kayıplar vererek (Luiz Felipe Scolari ve Rivaldo ile birlikte) şimdiye kadar arka arkaya galibiyetleri ile gruptan çıktı.

    Son iki grup maçında her şey ortaya çıkacak, ancak Koreliler için sonraki tur başlayana kadar endişelenecek pek fazla şey yok.

Sportingbet er stolt sponsor av en rekke arrangement og klubber

  • Leeds
  • Leeds
  • Leeds
  • Leeds
  • Leeds

Ödeme Yöntemleri

  • Visa
  • Mastercard
  • Ukash
  • Eco card
  • Speed card
  • western union
  • banka havalesi

Yetkili Makamlar

  • Underage Gambling
  • Gamcare
  • LGA
  • ESSA
  • IBAS
  • ICRA
  • Verisign

Superbahis ABD vatandaşlarından bahis kabul etmemektedir.

Scarface tescillidir ve telif hakları Universal Studios'a aittir. Universal Studios Licensing LLLP tarafından Lisansı alınmıştır. Her hakkı saklıdır.
Hollanda Antilles'den lisanslı Eastpioneer corporation B.V. Tüm Hakları Saklıdır
Superbahis internet bahis sektöründe Dünya'nın en büyük şirketidir.

Uyarı: Bahis oynamak risklidir. Bahis oynarken para kaybedebilir ve psikolojik rahatsızlıklar yaşayabilirsiniz.
Sitemizde bahis oynarken tüm risk size aittir.